Bir yanda sosyal medya belediyeciliği, bir yanda vaat ekonomisi…
Bir yanda “Ankara’dan müjde ile döndük” diye vatandaşın aklı ile dalga geçen haberlere imza atan habercilik anlayışı ile el ele tutuşmuş çeyrek asırlık “etkisiz” siyasetçiler…
Bir yanda ise işlevsellikten çok görünürlük pazarlayan veriler!
Ve bunu “başarı” diye takdim edenler…
Yıllardır halkın hayatına dokunmayan başlıklar silsilesi…
Ne zaman bitecek bu vatandaşın çilesi?
Neyse ki 2027’de bitecekmiş hızlı tren (ikinci “trene bakiyy” vakası yaşanmaz açılışta umarım…), hızlandırılacakmış duble yol (sola dönüş yasak… bilinçaltında sanırım sola dönüş ihtimali korkutuyor), yenilenecekmiş havaalanı yolu (yüksek uçak biletleri ve rötarlar serisini es geçelim), güçlendirilecekmiş internet altyapısı dijital dönüşüm için… derken bir yanda gerçekler, bir yanda sosyal medya çığırıyor oradan.
Ve sahneye giriyor sosyal medya rekortmenliği ile Fatma Şahin.
Raporlara göre sadece 15 gün içinde 191 paylaşım yapıyor, 544 bin etkileşim topluyor (en yakın rakibinin neredeyse iki katı!).
Bir belediye başkanı, influencer veya marka yüzü değildir.
Ve sosyal medya yönetiminde ölçü kaçtığında, yani kamu yöneticisi “like ekonomisine” teslim olduğunda, bu artık kamusal hizmet değil, kişisel PR haline dönüşür.
Böyle yoğun bir içerik üretim trafiği (191 paylaşım/15 gün ≈ günde 12–13 içerik) ciddi bir bütçe gerektirir.
Türkiye’de kurumsal ölçekte böyle bir operasyonun aylık maliyeti en az 500 bin – 1,5 milyon TL bandında olabilir. (Ekip maaşları + reklam bütçesi + prodüksiyon)
Bu paranın kaynağı, doğrudan belediye bütçesinden, yani halkın cebinden çıkan vergilerden karşılanır.
Bizi kıskanırlar tabii!
Çünkü ABD ve Avrupa’da belediye başkanları genelde kişisel hesaplarını resmi kurum hesaplarından ayrı kullanırlar ki kişisel hesaplar daha sade, resmi hesaplar daha kurumsaldır ve günde onlarca içerik paylaşmak yerine stratejik bilgilendirme yapılır.
Büyük bütçeler kişisel PR için değil, kriz iletişimi ve şeffaf bilgilendirme için harcanır.
Yani gelişmiş ülkelerde sosyal medya, “halkla ilişkiler aracı”dır, “liderin şöhret makinesi” değil.
Fatma Şahin’in sosyal medya liderliği, teknik olarak başarı gibi görünse de kamu yöneticisi açısından etik ve maliyet boyutu tartışmalıdır. Doğru kullanımda şeffaflık sağlar; yanlış kullanımda popülizm, kaynak israfı ve gösterişe dönüşür.
Demem o ki; reklamlar, profesyonel prodüksiyonlar, sosyal medya ekipleri…
Bütçesi milyonlarla ölçülen bir dijital gösteri.
Peki hangi sorun çözüldü şimdi?
Hangi trafik sıkışıklığı azaldı? Hangi genç iş buldu?
Hangi ailenin geçim yükü hafifledi?
Hangi esnaf huzurlu?
Hangi sanayici kaygısız?
Hangi veli en temel eğitim hakkını aldı?
Kim mutlu?
Bir belediye başkanının sosyal medyada “trend topic” olması, vatandaşın mutfağındaki yangını söndürmüyor, uykusuzluğundaki payı hafifletmiyor; gerek düşük alım gücü nedeniyle kötü beslenmesini gerekse yoğun stres nedeniyle sağlığını yitirmesini değiştirmiyor.
Halkı aptal yerine koyan tutarsızlık ve bu tutarsızlığa prim yaptıran en büyük yol arkadaşı yerel medya ile “körler sağırlar birbirini ağırlar” kafasında kendileri yazıp kendileri çizip oynuyorlar.
Burada asıl mesele şu:
Hizmet yerine vaat, iş yerine imaj, gerçek yerine sanal tatmin sunuluyor.
Ankara’ya gidip “elim boş dönmedim” diyenler ile şehri karanlığa mahkum eden özel şirkete devlet usulüne uygun olmayan ziyaret gerçekleştirenler aynı kişiler!
Aynı günlerde belediye başkanı, halkın cebinden çıkan parayla sosyal medyada “en etkileşim alan başkan” ödülünü kazanıyor.
Evrensel ölçütlerde dünyanın gelişmiş şehirlerinde belediye başkanlarının ölçütü sosyal medya etkileşimi değildir!
Çünkü kitabı kapağına göre okumayan bir halk vardır orada!
Kentsel yaşam kalitesi,
Altyapı yatırımlarının sürekliliği,
Ulaşımın güvenliği ve erişilebilirliği,
Vatandaş memnuniyeti vb. çalışmalardır en büyük reklam.
Berlin’de kimse belediye başkanının Instagram beğeni sayısını konuşmaz; metro hatlarının dakikliğini, sosyal konut projelerini, enerji verimliliğini konuşur.
Gaziantep’te ise “gelecekte yapılacak” denilen projelerle “bugün sosyal medyada parlayan” içerikler aynı sahnede buluşuyor.
Biri hayal satıyor, diğeri imaj satıyor. Sonuçta halkın eline geçen yine fatura, zam ve sorun oluyor.
Oysaki abartılı sosyal medya bütçeleri yerine düşük maliyetli, doğrudan vatandaşın işine yarayacak iletişim kanalları kurulmalı; vaatler değil, somut takvimler ve hesap verilebilirlik ön plana çıkmalıdır.
“En çok etkileşim alan belediye başkanı” değil, “en çok sorunu çözen belediye başkanı” ölçütü ile yapılan anketler başarı kriteri olarak alınmalı.
Velhasıl,
2025 Türkiye’sinde gerçek belediyecilik ekran ışıklarında değil; halkın evinde yanamayan lambada, git-gel yaşanan elektrik mağduriyeti ile bozulan aletlerinin zararı giderilmeyen vatandaşın mağduriyetinde,
otobüs durağında bekleyen harçlıksız öğrencide, kan ter içinde yolculuk eden vatandaşların, işçilerin otobüs çilesinde, trafikte ruh sağlığı bozulan sürücülerin sövgülerinde, Suriyeliden fırsat kalır ise hastanelerde ikinci sınıf muamelesi gören vatandaşın küskünlüğünde, evine yenilebilir ekmek götüremeyen halkın öfkesinde, emeklinin kaybettiği emeklilik hayallerinde, sanayicinin gittikçe olumsuz etkilenen ticaret potansiyelinde,
pazarda vatandaşın dolduramadığı filesinde ve aksiymiş gibi yansıtılan kağıt ve zaman israfına çevrilen algı mühendisliğinin sorumlusu yerel basına artan itimatsızlık ve güvensizlik ile toplumun değer yargılarının yitirilmesine neden olan çürümenin diğer sorumluları olan odalar, dernekler vs. tüm yetkililere yansıyan kitlesel tepkidedir.
Gerisi hakîye!

çok can alıcı konulara değinmişsiniz,tebrik ederim.Halkın dertlerine çözüm üretmeyen,Hayal tacirliği yapan bir yönetim anlayışının hakim olduğu zihniyet.
BeğenBeğen