DAYAN GAZİANTEP!



Konkordatolar mahana, rekorlar şahana!
Bir de sormak gerek yaşayanlara…

Gaziantep yine rekorlarda.
Nazar değmesin desek mi acaba?

Ağustos ayında ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,3 artmış durumda.

919 milyon 550 bin dolar.

Vay vay vay…
Allah muhafaza!

Allah nazardan saklasın ama…
Aklımda yine birçok soru var da!
Şöyle alalım bir sıraya.

6 milyar 964 milyon doları geçmişiz yılın ilk sekiz ayında da…
Türkiye’nin en fazla ihracat yapan altıncı şehriyiz ne de olsa!

İlk beş ne yapıyor da biz hâlâ altıdayız, o da ayrı bir deli soru kafamda!
Olsun ama.

Altı da güzel.
Başlıklar da güzel.
Rakamlar pek güzel.
Fotoğraflar daha da güzel.
Toplantılar enfes güzel.
Açıklamalar eşsiz güzel.

Kimse kimseyi sevmiyor ama herkes herkesle tebrik yarışında.
Profesyoneliz ne de olsa!

Hasetlik de nazarlık olsun diyelim ama benim merak ettiklerim biraz başka…

Madem bu kadar iyiyiz, bu şehirde neden herkes freni patlamış kamyon misali duvara toslamakta?

Sanayiciyle konuşuyorsun, finansmandan dertli başı ile türkü yakmakta…
Yöneticiyle konuşuyorsun, yarından umudu kesmiş, bunalımda…
Tedarikçi tahsilattan, esnaf müşteriden, müşteri fiyattan, bankaya giden faizden, gidemeyen limitten dertli derken çalışan bitkisel hayatta…
Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en zemininde hayata tutunmaya çalışmakta!

Barınma!
Gıda!
Kendi cenazesine ay sonu ölüm fermanı gibi periyodik imza atmakta!

Psikolojiler bitik durumda!
Allah vere ki biri bir laf etsin, cinnet kapıda!

Kendini gerçekleştirme kısmı da kendini aramakta…
Güldürmeyin beni Allah aşkına!

Ay sonunu görebilmek en büyük kişisel gelişim savaşı artık bu topraklarda!

Bakmayın siz masa başında botokslu dudakları, al yanakları ya da Cilalı İbo misali cilalı saçları ve fiyakalı markaları ile ekrana konuşan pabucumun uzmanlarının “referanslı” ağızlarına…

İşverenlerin etik dışı çalışan transferleri başka bir boyutta!
Neyse, oturup bir yemekte harcarlar işlerine gelmezse nasılsa…

Çalışanlar da öğrenmiş işin raconunu, kraldan çok kralcılık oynamakta…

Ne yapsın iki taraf?
“Sistemden ve düzenden uzak” bildikleri tek yöntem bu olursa!

Kim kaybetmiş ki bulsun Gaziantep kurumsallığı bu kafayla…

Sadakat çoktan firarda!

“Acı var mı acı?” diye soran Reha Muhtar’ın sesi çınladı kulaklarımda.

Şaka bir yana…

Ortada gerçekten tuhaf bir tablo var.
Anlatalım yine ve yeniden, anlamaya hazır olana.

Bir tarafta artan ihracat, bir tarafta işletmesine sermaye arayan sanayici tayfa…

Bir tarafta “rekor” manşetleri, bir tarafta konkordato ilanları had safhada!

Bir tarafta “Gaziantep üretmeye devam ediyor” diye göğsümüz kabarırken, diğer tarafta şirket sahipleri sabaha kadar çek, senet, maaş, SGK, vergi, tahsilat hesabı yapmakta…

Şimdi gelmez mi aynı sorular her “aklıselim” olan insanın aklına?

Bu rekorun refahı nerede?
Hangi fabrikada?
Hangi bilançoda?
Hangi çalışanın maaşında?
Hangi işverenin kasasında?
Hangi hanenin mutfağında?

Kime düştü bu pay?
Hangi kulvarda?
Yoksa yine rakamlar yukarı çıktı da aşağıda mı kaldı hayat çokça?

Çünkü ihracat çok kıymetli.
Ama ihracatın miktarı kadar ihracatın niteliği de kıymetli.

919 milyon dolarlık mal satmış olabiliriz de ne kazandık günün sonunda?

Kaç para finansman maliyeti ödedik?
Kaç ay vadeyle sattık?
Kur avantajı ne oldu?
Hammadde maliyeti ne oldu?
Enerji ne oldu?
İşçilik ne oldu?
Nakliye ne oldu?
Banka faizi ne oldu?

Derken hazırlıyorum hepinizi esas soruya!

Tüm bunların sonunda…

Ne kaldı kasada?

Bir şirketin çok satış yapması, çok para kazandığı anlamına gelmiyor zira…

Bazen çok üretip, çok ihracat yapıp, çok yorulup, çok satış yapsanız da…
Elde kalan hesaba bakar insan sonunda.

Ekonomide buna teknik olarak ne dendiğine bakmaya gerek yok.
Gaziantep ağzında karşılığı daha net, daha kısa…

Demem o ki tüm mesele de tam burada!

Gaziantep’in ihracat başarısını küçümsemek mümkün mü?
Mümkün değil.

Bu şehir üretmeyi biliyor.
Ticaret yapmayı biliyor.
Pazar bulmayı biliyor.
Dünyanın neresinde kapı varsa çalmayı biliyor.
Kapı yoksa duvarı delip geçmeyi de biliyor.

Gaziantepli iş insanının girişimciliğine, cesaretine, çalışkanlığına söyleyecek sözüm yok ki bu şehir zaten biraz da bu yüzden hâlâ ayakta…

AMA!

Tam da bu nedenle soruyorum pek kıymetli kamuoyuna!

Daha ne kadar dayanacak bu girişimci ruh; kurumsallaşmazsa, etiketiyle var olan içerik yoksunu dalkavuklara çanak tutarsa, odalar, dernekler, siyasiler, “önde gelenler” üstüne düşeni hakkıyla yapmaz, denetlemez, sorgulamaz, araştırmaz, aydınlatmazsa yolu ve eleştiriden ödü patlayanlar doğruyu söyleyenleri dokuz köyden kovarsa?

Ekonomide başarı, “Kaç milyon dolar ihracat yaptık?” sorusuna verilen cevap ile olmaz yalnızca!

Kaç firma para kazandı?
Kaç şirket borcunu çevirebildi?
Kaç şirket yeni yatırım yapabildi?
Kaç şirket çalışanını koruyabildi?
Kaç çalışan aldığı maaşla ay sonunu görebildi?
Kaç genç geleceğini bu şehirde kurmak istiyor?
Kaç iş insanı yarınından emin?
Kaç patron gece rahat uyuyor?

Bunları da ölçelim.

Hatta mümkünse bunlara da bir tören yapalım.
Mesela,

“Bu ay 400 iş insanımız ilk kez uyku ilacı kullanmadan uyudu.”

Başarı.

“500 çalışanımız kredi kartının asgarisini yatırmadan ayı kapattı.”

Rekor.

“37 sanayicimiz banka müdüründen gelen telefonu görünce tansiyon ilacına sarılmadı.”

İhracat kadar olmasa da fena performans sayılmaz esasında…

Gülüyoruz ama işin orası da trajikomik aslında!

Türkiye’de son yıllarda antidepresan kullanımındaki artış da ortada.
Elbette bunu yalnız ekonomiye bağlamak bilimsel açıdan doğru olmaz ama…
İnsan ruhu böyle tek kalem muhasebe tutamaz.
Fakat şu kadarını da söylemek için psikiyatrist olmaya gerek yok zira!

İnsanlar yorgun.
Kırgın.
Umutsuz…

Ekonomik belirsizlik yoruyor.
Gelecek kaygısı yoruyor.
Borç yoruyor.
Geçim sıkıntısı yoruyor.
İşini kaybetme korkusu yoruyor.
Şirketini kaybetme korkusu da yoruyor.

Ve Gaziantep gibi üretimin hayatın merkezinde olduğu bir şehirde bu stres kalmıyor yalnız patronun odasında!

Fabrikadan eve, evden çocuğa, çocuktan okula… derken,

Esnafa.
Sokağa.
Tüm sosyal hayata!

Sonra dönüp “Şehir neden bu kadar gergin?” diye soranlara…
“E şehir ihracat yapıyor.” derseniz, “Sinir de ihraç edebilsek cari açığa faydamız olacak.” diyen çıkar mutlaka!

Gaziantep’in başarısıyla gurur duyalım, derdiyle de dertlenip rakamları açıklarken hakkaniyetli alkışlayalım ve sonra mikrofonu biraz da o rakamı üretenlere uzatalım cesurca!

Sanayiciye soralım.
Esnafa soralım.
Çalışana soralım.
İşsize soralım.
İşverene soralım.
Gence soralım.

Anneye, babaya soralım.

Aldığımız cevap ihracat tablosundaki kadar afili çıkmayacaktır satırlarıma katılan çıkacaktır mutlaka…

Belki rakamlarla hayatın aynı şeyi anlatmadığını görürüz sonunda yazacağımda “büyümenin herkese aynı ölçüde ulaşmadığını fark edip fark etmemek” kimin umurunda?

Memleket ekonomisinin yalnız Excel tablosu olmadığını da düşünerek alkışlarsak bu rekorları ne âlâ…

Gaziantep de yalnız 919 milyon 550 bin dolarlık ihracat değil.

Sabah altıda fabrikasına giden işveren.
Gece vardiyasından çıkan işçi.
Çeki dönecek diye uyumayan patron.
Parasını tahsil etmeye çalışan tedarikçi.
Okul taksidini düşünen anne.
Kirayı düşünen baba.
İş arayan genç.

Ve bütün bunlara rağmen sabah yeniden kepengi açan insan.

Velhasıl, “Dayan Gaziantep. Bu da geçer zaar!” diyen iç sesim, inanmasam da çınlıyor kulaklarımda…

Rekorlar mahana, konkordatolar şahana…
Lakin sormak gerek yaşayanlara:

Bu başarının yükü kime, kazancı kime?
Biraz da onu anlatsanıza.

Yorum bırakın