Sini Sufra Taşkala


Gaziantep bu hafta da maşallah açık büfe…

Et var.
Rozet var.
İstifa var.
WhatsApp var…

Biraz yağmur yağınca göle dönen yollarımız, çimecek kadar coşan sokaklarımız var…

Bol bol fotoğraf, ziyaret, tebrik, toplantı var…

Bir de Gaziantep FK ile dinmek bilmeyen bir futbol hasretimiz, bitmek bilmeyen bir yönetim zafiyetimiz var, “trene bakar gibi bakmamalı bu taraftar” der ise birileri şaşacak aklımız da “hâlâ” var…

Tehooo.
80’ler nostaljisi misali sen de 500 milyon baloncuk ben diyeyim bilmem kaç milyon baloncuk yutmuşuz ki içecek gazozumuz var…aç bir soğuk Fruko şişe yudumla keyfince.
Saa ne gerek tribün ne gerek gişe! Goy da get işine!
Gaziantepspor ahı mıdır nedir bir uğursuzluk var bu yönetimin tepesinde…kurumsal zafiyet yazınca anlamayanlara biraz da yerelden döşeyek hele!

Ne kaldı ki elimizde..finfon fonfon misali kaldık dımdızlak öylece.
Bir de insanın içini ferahlatacak kadar aklıselim siyaset eksik geldi gözüme!

Peki bu aklıselim duruş nerede?

Umut Yılmaz’ın baklavasından sonra tezgâha koyulan ette mi sen söyle?
Açlığın buram buram yaşandığı İbrahimli bölgesinden başlamış bu et satışları, bak hele…
Merveşehir de derken beş mağaza daha gelecekmiş.. öyle çığırdılar manşette!
Eyi olur zaar demekten ömrümüz çürüdü ama soralım yine de,
Bu işin sonu nereye gider bu şekilde?

Baklava, et, tavuk…derken sırada ne var kele?
Fıstık mı? Peynir mi? Deterjan mı Ayakkabı mı?
Bir süre sonra belediyenin önüne “Şehitkamil AVM” tabelası mı asacaklar acaba belediye yerine?

Sosyal belediyecilik, ihtiyaç sahibi vatandaşa dokunmayı, üreticiyi desteklemeyi, dar gelirlinin temel ihtiyaçlara erişimini kolaylaştırmayı, piyasadaki yapısal sorunu çözmeyi gerektirir. Belediyeyi kentin en büyük perakende zincirine dönüştürmeyi değil…diye yazdım zamanında kaç kere!

Kardeşim esnaf pahalı satıyorsa, neden pahalı sattığını araştırırsın.
Fahiş fiyat varsa denetlersin.
Maliyet yüksekse maliyeti düşürecek model geliştirirsin.
Üreticiyle tüketiciyi buluşturursun.
Kooperatif kurarsın.
Ortak tedarik ağı geliştirirsin.
Lojistik giderlerini azaltırsın.
Fiyat şeffaflığı yaratırsın.
Esnafın da vatandaşın da kazanabileceği sürdürülebilir bir sistem kurarsın.
Zira belediyecilik, sorunun karşısına bir dükkân daha açmak kadar kolay bir meslek olsaydı şehir planlamasına, ekonomiste, sosyal politikaya, yönetime ne hacet vardı?

“Belediye et sattı, zincir marketler fiyat düşürdü.” diye masal uydurmasınlar bize…

Yav he he!
Yedik biz de Viyana sokakları misali Gaziantep sokaklarında sandallarda gezerken GAStronomi kentinde afiyetle!
(Erkan arabalar sel altında galık, neyini kodluym yoğrum saa selin deym..yeriii, mangala da gidemezik Yılmaz ucuza et verse de!)

Ekonomi bilimi de yeniden yazıldı deseler bari…
Bir belediye iki reyon açtı, koskoca et piyasası hizaya geldi diyerek milletin aklı ile dalga geçmese artık birileri keşke!

Bugün kampanya yapar, yarın etikete basar, çare çok yurdumun siflisinde…kıvrak zekasında ve maliyetle boğuşmaktan cambaza dönen esnaf kesiminde.
Etin üretim maliyeti, hayvan arzı, yem fiyatı, lojistiği, tedarik zinciri, ulusal piyasa koşulları ortada dururken iki fiyat etiketini gösterip “Bakın belediye piyasayı terbiye etti” demek ekonomi analizi falan değildir, yemez kimse…

Hele bol soslu bir algı söyle oradan, acısı sarımsağı bastırmasın kepenk kapatır sonra hasetle!

Yağmur yağıyor.
Seller akıyor.
Antep kızı camdan bakıyor…
Ne gelen var ne giden, seçim zamanı gelmedikçe!
Her yağmurda aynı görüntü, aynı şaşkınlık, aynı tas aynı hamam…bıktık usandık iyice.

Gelelim bizim “YENİ”lere…
Rozetler takıldı.
Fotoğraflar çekildi.
Ziyaretler yapıldı.
Hayırlı Uğurlu Olsun…Nazar boncuğu takalım döşlerine.. Atatürk rozetinin tam dibine ki belki siyaset yaparlar hafıza tazelenince…

Tatlı tatlı birkaç tweet, Facebook’da mangalda kül bırakmayıp X’te kabuğuna çekilip, onu ziyaret ettik, buna rozet taktık, şurada fotoğraf çektirdik, burada da birkaç vatandaş ile kurumu gezdik” diye dijital hatıra defteri tutarak siyaset icra edilmez zira!

Gazetecinin sorusu da, vatandaşın öfkesi de, krizin ilk görüntüsü de, iktidarın açıklaması da, yanlış bilgi de, onu düzeltecek veri de hepsi siyaset meydanı X platformunda!

Peki sen muhalefetsen vatandaştan farkın nerede?

Vatandaş zaten “Yol bozuk” diyor.
Sen bütçesini bulacaksın.
İhalesini araştıracaksın.
Sorumlusunu soracaksın.
Takvim isteyeceksin.
Sonucunu takip edeceksin.

Vatandaş “Et pahalı” diyor.
Sen üreticiyi, aracıyı, maliyeti, ithalatı, yem fiyatını, piyasadaki rekabeti araştırıp çözüm önereceksin.

Vatandaş eleştirir.
Muhalefet eleştiriyi siyasi denetime, veriye, öneriye ve sonuca dönüştürür.

Yoksa millet niye seni seçsin?

Kendi söylediğini kendisine geri söylemen için mi?

Siyaset ciddi iştir!
Bakın Gaziantep Milletvekili Ertuğrul Kaya’ya nasıl da ciddiye alıyor koltuğunu, ilkelerini…
Partisi’nden istifa etti.
Yeni siyasi yolunu Gaziantep halkıyla birlikte belirleyecekmiş.

Alkışlıyoruz. Pekâlâ.
Eminiz o da kendisine o parti adına oy veren seçmene saygı gerekçesiyle milletvekilliğini de bırakan Fakıbaba gibi örnek, etik ve tutarlı bir duruş sergileyecektir mutlaka.
İşte siyasi özgüven budur biraz da.
Yeni kapıya yürürken eski koltuğu sırtına bağlamamak.
Gaziantep’in de artık Meclis’e gittiğinde gümbür gümbür soru soran, kanun teklifi hazırlayan, araştıran, hesap soran, çözüm üreten, sahada olduğu kadar TBMM’de de şehrinin sesini duyuran insanlara ihtiyacı var zira!

Demem o ki, üslup kimliktir, ainesi iştir lafa bakılmaz asla!

Geçtiğimiz günlerde 2025 yılında kamuoyuna yansıyan, AK Parti Gaziantep İl Yönetim Kurulu WhatsApp grubuna ait olduğu ileri sürülen ve PTT personel alımında yönetim kurulu üyelerinden isim istendiği iddiasını içeren bir ekran görüntüsüne gelen cevaplar ile üslubun ne olduğuna kritik bir örnek de var burada!
Üstelik mesele TBMM’ye soru önergesi olarak da taşınmış zamanında…

Bir tweet ile yazdım kaygımı, uzmanlık görüşümü ve eleştirdim saygıyla.
“Bu yazışma gerçek ise yazık!” diyerek en iyi üniversiteleri bitirmiş, üç dil öğrenmiş, yıllarca kendisini yetiştirmiş nice gencin önüne liyakatsizlik konulursa ve bir kamu işine ulaşabilmesi için doğru WhatsApp grubunda adını yazdıracak bir tanıdık olmadığı için başarılı bir kariyer yapamazsa biz kaybederiz memleket adına ve beyin göçü böyle başlar tam da!
Adalet duygusu böyle çürür.
Çalışma ahlakı böyle yok olur.
Aidiyet böyle biter.

Bu eleştiriye cevap verecek siyasetçi ne yapar?
Gerçekse hesabını verir. Değilse deliliyle ortaya koyar. Usulüyle anlatır ve cevap verir vatandaşın sorusuna!
Teşkilatta yöneticilik sorumluluğu taşıyan bir makamdan çıkıp eleştiren insanlara kişiselleştirilmiş, saygı sınırlarını aşan ifadelerle saldırmaz normal şartlarda!
Makam insanın görgüsünü, kimliğini saklamaz. Büyütür. Ortaya çıkarır çokça!
Yıllardır herkesi eleştiririm muhalefetiyle iktidarıyla.
Lakin eleştirinin karşılığında böylesi bir kişisel üslup görmedim daha…
Hem de Gaziantep gibi önemli bir şehrin, iktidar partisinin yönetim kadrosunda…

Gaziantep’te iktidar partisinin içinde emek veren, çalışan, siyasi sorumluluğunun farkında olan pek çok insanın emeğine yazık, birkaç kişinin kullandığı bu çirkin dilin bütün bir yapının üzerine gölge düşürmesi karşısında…

Velhasıl!

Bu millet artık görüyor her şeyi ve herkesi olduğu gibi, olduğu kadar, kabak gibi ortada!
Kimin koltuğu hizmet aracı, kimin koltuğu şahsi kimlik kartı yaptığını…
Kimin eleştirildiğinde veriyle, kimin öfkeyle, seviyesizce cevap verdiğini…
Kimin şehrin derdine, kimin kendi derdine düştüğünü…

Siyasetçiler de hatırlamalı artık en büyük sermayelerinin makamları ya da rozetleri olmadığını ama duruş ve istikrar ile karakter ve samimiyet ile kazanabilecekleri halk olduğunu bir an önce, kendi hayırlarına.

Yoksa zaten hatırlatmak için hevesle bekliyor herkes sandığı, er ya da geç gelecek karşımıza…


Sini. Sufra.Taşkala.
Ne Şah bırakır ne şahlanan bırakır ardında.
Bitirir vatandaşa hakkıyla sahip çıkmayanı, bir gıdım lokma…

Bir Cevap Yazın