Kayıp İradeler


Siyasetin en büyük talihsizliği insanların unutkanlığı, siyasetçinin en büyük konforu da bu unutkanlığa duyduğu güven zaar…

Dün söylediğini bugün unutanlar, dün yanında durduğuna bugün arkadan bakanlar, dün karşısında saf tuttuğuyla bugün aynı fotoğrafta poza duranlar…
tehoo ne ararsan var!
Bir tek, istikrarlı profil yok, başladığı yer ile geldiği yer aynı kalanlar!

Zira kimileri için memlekette siyasi pozisyon değiştirme mevsim geçişi kadar sıradan…

Baharda ince ceketler dar, sonbaharda partide değişim rüzgarları var…Rozet başka yakaya, söylem başka meydana, hatıralar da Allah ne verdiyse sandığın en altına…

Çok şükür akıllı telefonlarımız var!

Fotoğraflar, açıklamalar, alkışlar.. kim kimin yanında durmuş, kim hangi dönemde konuşmuş, kim sus pus olmuş…kayıt altındalar!

Kemal Kılıçdaroğlu bugün Gaziantep’te..nohut dürümü partisinde keyfi pek yerinde, millet ise sırada ikramlık dürüm peşinde!

Esnaf, parti teşkilatı, odalar, iş dünyası vs derken pek şaşırmadık bu ziyarete lakin küşümlenmedik de dersem zamanlamasına ve fotoğrafın kenarlarında duran siyasi hafızanın ta kendisine, yalan olur esahtan ki zerresi yok bizde!

Yarın Gaziantep’te Yeni Parti’nin kongresi var.
Çalsın sazlar oynasın koltuklar, yapılsın hesaplar, ne de olsa bu siyasete girenlerde büyük millet aşkı var!


Bugün Kılıçdaroğlu’nun çevresindeki bazı isimler ile yarın kim nerede duracak, hangi listede yer alacak, hangi siyasi kimlikle karşımıza çıkacak görmek hayli ilginç olacak bence…
İnsanın geçmişini sırtından çıkarıp vestiyere bıraktığı bir paltoya benzemez siyaset ki dününüz de sizindir, bugününüz de.
Fotoğraf küçücük bir karedir ama bazen koca bir siyasi biyografiyi sığdırır içine!

Hele yeni olduğunu söyleyen bir siyasi yapıdan söz ediyorsak daha da ilginç hâle geliyor mesele… Adında “yeni” yazması bir partiyi yeni yapmaya yetseydi memlekette her seçim öncesi matbaaları demokrasi fabrikası ilan ederdik.

Demem o ki yarınki yönetim kadrosunu merakla bekliyoruz, çekirdekler elimizde…
Soğuk suyu da hazır etsin kimileri, boğazlarında kalabilir sonra hevesleri!

Hafıza güzel şey.
Omurgalı şey.

Dün savunduğu ile bugün alkışladığı arasında kaç kilometrelik kemik var?
Fikir değişikliğinden mi döşenmiş yollar, koltuk konumundan mı vites atmış savunmalar… öldürecek yahu, bizi bu muammalar!
Güldürmedikleri aşikâr.

Dahası meselenin bir de ağır tarafı var!

Bir hafta önce Yeni Parti Gaziantep’te oldukça çekişmeli bir sandık kuruldu, binler oy kullanıldı,  insanlar bir siyasi tercih yaptı, bir adayın arkasında durdu, bir irade ortaya koydu.
Önce bunun hakkını teslim edelim, zira aksiyon filmi kadar heyecanlıydı.
Kazananın beş bin küsur oyu ne kadar siyasi iradeyse kaybedenin dört bin küsur oyu da o kadar siyasi irade.
Demokrasi matematiği birinciyi yazıp ikinciyi silen bir hesap makinesi de değil elbette.

Bir de sandığa hiç gitmeyenler var, garip bir şekilde…

Kendi açıklamalarına göre Yeni Parti’nin Gaziantep’te 14 bin 500’e yakın üyesi var ve yaklaşık beş bin civarında üye o gün sandığa gitmemiş ne hikmet ise! Neredeyse başkan adaylarından birinin aldığı oy kadar insan… Bence yarın yönetim listesi hazırlanırken üzerinde en fazla düşünülmesi gereken rakamlardan biri bu olmalı kesinlikle.

Bir yapının üye sayısı büyüyebilir ama pek bir işe yaramaz işlevi büyümezse.
İşin yönetim tarafında ise başka rakamlar konuşur.
Üyelik başka, aidiyet başka.
Kayıt başka, katılım başka. Kalabalık başka, örgütsel bağlılık bambaşka.
On dört bin küsur kişinin adını sisteme yazabilirsiniz öylece…
O insanların kaçı o yapının içinde kendini buluyor esas mesele… Kaçı seçim günü evinden çıkıp sandığa gidiyor?
Kaçı kendisini kararın parçası hissediyor?
Kaçı yalnızca üye, kaçı gerçekten örgütlü?

Beş bine yakın insan sandığa gelmiyorsa orayı görmezden gelmek büyük hata, telafisi kolay olmaz süreç içinde.
Adaylarda kendini mi bulamadı? Teşkilatla bağı mı zayıfladı?
Üyeliği yalnızca kâğıt üzerinde mi kaldı?
Haberi mi olmadı?
Yoksa “Oy kullansam ne değişecek?” duygusuna mı kapıldı?
Sonuncusu en tehlikelisi.
Bir siyasi yapının başına gelebilecek en büyük sorun üyesinin kızması değildir.
Kızan insan hâlâ ilişki kuruyordur. Asıl sorun üyenin umursamamaya başlamasıdır. Örgütler sandıkta aldıkları oy kadar, sandığa getiremedikleri insanla da kendilerini okumalı.

Bir de bu tabloyu Hayri Sucu’nun seçimden sonra ortaya attığı iddialarla yan yana koyunca mesele iyice ciddileşiyor.
Sucu, üyelik süresinin uzatıldığını, son beş günde yaklaşık iki bin kişinin üye kaydedildiğini, bazı başvuruların bekletildiğini, toplu formlara öncelik tanındığını, bazı ilçe örgütlerinin bilişim sistemi erişimlerinde sorun yaşadığını öne sürdü. Baskı ve menfaat iddialarının araştırılmasını istedi. Bağımsız inceleme çağrısı yaptı. Doğruluğu araştırmayla ortaya çıkacak bu iddialar ne oldu?

Bu ağırlıkta iddialar ortaya koyan biri “Seçim geçti, önümüze bakalım” deyip dosyanın kapağını kapatırsa, siyaset hafızasını böyle yönetmeye kalkarsa, birkaç yıl sonra kendi söylediği demokrasi cümlelerinin altında kalmaz mı fütursuzca?

Hele sorsunlar Hayri Sucu’ya,
“Binlerce insan size oy verdi. Siz de seçimden sonra son derece ağır iddialar ortaya koydunuz. Peki ya sonra?”

Hani bunun devamı?
Hani bağımsız inceleme talebinin takibi?
Hani belgeler?
Hani resmi başvurular?
Hani kamuoyuna yeni açıklama?
Hani “Ben bu işin sonuna kadar peşindeyim” iradesi?
Bir siyasi yarışta dört bin küsur insanın oyunu aldıysanız o oy yalnızca seçim gecesi cebinize koyacağınız bir moral madalyası değil ki.
Size verilmiş siyasi sorumluluktur. Hele o insanların iradesinin şaibeli bir süreçten geçtiğini düşünüyorsanız kenara çekilip olan biteni izleme lüksünüz hiç yok!
İddia ağırsa takip de ağır olacak. Ses yükselttiniz diye vazife bitmez. Soru sordunuz diye sorumluluk tamamlanmaz. O sorunun cevabını alıncaya kadar uğraşacaksınız. Alamıyorsanız neden alamadığınızı anlatacaksınız. Başvuru yapacaksınız. İtiraz edeceksiniz. Elinizde belge varsa koyacaksınız. Yoksa o kadar ağır cümleleri hangi bilgiye dayanarak kurduğunuzu açıklayacaksınız.

Yahu her şey bu kadar kolay mı?

İddiayı at, açıklamayı yap, iki gün gündem ol, sonra herkes dağılsın...

E kim toparlayacak bu işi?

Dört bin yüz altmış dokuz insanın oyu seçim gecesi salonun ışıkları kapanınca sahipsiz mi kaldı?

Öte tarafta Yeni Parti yönetimine de aynı yerden soralım.
Kendi parti seçiminizle ilgili üyelik kayıtlarından sistem erişimine, baskı iddialarından son beş gündeki yaklaşık iki bin üyeliğe kadar böylesine ciddi sorular ortaya atılmış.
Bunları açıklamak bu kadar mı zor?
Kayıtlar önünüzde.
Tarihler önünüzde.
Sistem logları önünüzde.
Üyelik başvuruları önünüzde. Açarsınız. “Buyurun, süreç budur” dersiniz. İddialar asılsızsa bunu ortaya koymak en çok sizin işinize yarar. Bu halka karşı sorumluluğunuz var.

Peki ikisi de yapılmıyorsa, yaptığınız siyaset kime yarar?

Siz kendi parti içinizde ortaya atılan bir seçim usulsüzlüğü iddiasının dahi peşine düşemiyorsanız yarın memleketin hangi usulsüzlüğünün peşine düşeceksiniz?
Kendi üyenizin oyuna ilişkin soru işaretini aydınlatmaya takatiniz yoksa vatandaşın sandığına nasıl sahip çıkacaksınız?
Kendi teşkilatınızdaki hak tartışmasını birkaç gün içinde gündemden düşürüyorsanız emeklinin hakkını, işçinin hakkını, öğrencinin hakkını, esnafın hakkını hangi siyasi refleksle savunacaksınız?

Siyaset dediğiniz şey kürsüye çıkıp demokrasi anlatmak, sosyal medyada adalet yazmak, seçim zamanı “halkın iradesi” diye üç kelimeyi yan yana dizmekse onu artık yapay zekâ da yapar!
Siyaset söylediğinin arkasında durabilme, soruyu sormak kadar cevabı kovalayabilme, haksızlık gördüğünde bir paylaşım yapıp çekilmek yerine o işin sonunu getirebilme iradesidir.

Üstelik bütün bunlar olurken bugün Kemal Kılıçdaroğlu Gaziantep Ticaret Odası’na uğramış…
İş dünyasıyla buluşmuş, sanayiyi, istihdamı, şehrin ekonomik sıkıntılarını konuşmuş… Gaziantep OSB’de 100 bine yakın insanın işini kaybettiğini anlatmış.

İlahi Komedya.

Saygıdeğer Ticaret Odası ne sormuş olabilir, sorunun ta kendisi oturmuşken karşılarına?
“Sayın Kılıçdaroğlu, bu yüz bin rakamını nereden aldınız?” diye soruldu mu mesela? Hangi dönem, hangi sektör, hangi veri? SGK mı söylüyor, OSB mi, başka bir çalışma mı? Zira yüz bin kişi gerçekten işini kaybetmişse ortada ziyaret fotoğrafından çok daha büyük bir Gaziantep trajedisi var. Rakam yanlışsa da yine iş düşüyor GTO’ya, şehrin ticaretini temsil eden kurum olarak çıkıp doğru rakamı açıklamaya.

Konkordatolar?
Finansmana erişimi?
Üretim maliyetleri de cabası!
Amaaaan canım… Oda dedikleri yapı gelen siyasetçiye kahve ikram edilen, fotoğraf çekilen, ardından “verimli bir görüşme gerçekleştirdik” cümlesiyle ziyaretin kapatıldığı protokol salonuna dönüşmüşse…beklentiyi yükseltmeyelim biz de.

Velhasıl bir önceki sayfada ne yazdığını okumadan kitabın sonuna nasıl varacağız, meçhul…

Şehir siyaseti kimin başkan olduğu meselesinden çok daha büyüktür. O koltuğun etrafında kimlerin toplandığı, o insanların dün nerede durduğu, bugün hangi cümleyi kurduğu, soru sorulduğunda nasıl konuştuğu, eleştiriye karşı üslubu…

Hafıza yalnızca seçmene yüklenen bir vatandaşlık ödevi olamaz. Siyasetçinin de geçmişine, sözüne, iddiasına ve kendisine verilen oya karşı borcu vardır.

O yüzden yarın kongrede güzel konuşmalar yapılacaktır. Birlik denecektir, beraberlik denecektir, demokrasi denecektir, yeni başlangıçlardan söz edilecektir. Alkış da olacaktır, fotoğraf da.

Benim gözüm başka yerde, maşallah diyeyim de nazar değmesin kimseye.

Yönetim listesinde kim var?
Kim nereden geliyor?
Dün nerede duruyordu?
Bugün kimin yanında duruyor?
Beş bine yakın insan niye sandığa gelmedi?
Dört bin yüz altmış dokuz insanın temsil ettiği itirazın akıbeti ne oldu?
Hayri Sucu ortaya attığı iddiaların peşini bırakacak mı?
Yeni yönetim bu iddialara cevap verecek mi?
Ticaret Odası yüz bin kişilik iş kaybı iddiasıyla ilgili şehrin önüne veri koyacak mı?

Bakalım.

Siyasi partilerin karakterini duvarlarındaki sloganlardan çok, rahatsız edici bir soruyla karşılaştıklarında verdikleri tepki anlatır.
Yönetim kalitesi de rahat zamanda belli olmaz zaten.
Krizde belli olur.
İtiraz geldiğinde belli olur. Kaybeden konuştuğunda belli olur. Kazananın gücü nasıl taşıdığıyla belli olur.
Üyenin niye gelmediğini merak edip etmemekle belli olur.
Ve koca bir siyasi yapının karakteri, hazırladığı yönetim listesinin birkaç satırında kendini ele verir.

Hayri Sucu’nun iddiaları doğruysa mesele büyük.
Asılsızsa yine açıklığa kavuşturulması gereken büyük bir mesele söz konusu.

Ortada rakamlar, ağır iddialar bir de yarın kurulacak yeni bir yönetim var.

O zaman buyrun.

Yeni siyaset buysa yeniliğini görelim.
Şeffaflık buysa kayıtları görelim.
Hak aramak buysa inadı görelim.
Demokrasi buysa itiraza verdiğiniz cevabı görelim.

32 dişinizi görmekten, düğün davet gezmenizden, tebrik kabul etmenizden, iki gün yazıp üç gün kendi halinizde beklemenizden usandık zira!

Siyasette fotoğraf çektirmek kolay da o fotoğrafa yıllar sonra aynı rahatlıkla bakabilmek biraz zor.

Rozet değişir.
Koltuk değişir.
Liste değişir.
Hesap kalır.

Bir Cevap Yazın