Gaziantep’te bu hafta herkesin bir duruşu var maşallah!
Kiminin duruşu belli, kiminin kadrosu hazır, kiminin koltuğu muamma…
Hesap sorunca?
Başı ağır, kulağı sağır kesiliyorlar başımıza!
Durun daha..durun daha!
Ne oldunuz koltuklara oturunca?
Şahinbey’de Şehitkamil’de hepten Yeni’de kökten eskide başka taşkala, Gaziantep FK’da aynı terana!
Yazık vallahi bu halka…
Biri yönetimi açıklar isim isim ardı yok, unvanlar çok, öteki sırlar alemine dönen hesap defteri misali fatura edecek isim yok, talipli çok.
Liyakat ile ölçüsü depar atmış kadroya, parti yönetimleri liste liste, kulüp yönetimleri kisve kisve kafa kafaya…
Yahu ne var bunu anlamada!
Kim hangi birikimiyle, hangi yetkinliğiyle, hangi hedefi gerçekleştirmek üzere o görevlerde makam, koltuk kaplamakta millete açıklasanıza!
Kadın politikalarını yürütecek kişinin bu alandaki çalışmaları ne? Ekonomiden, hukuktan, eğitimden sorumlu kişilerin somut deneyimleri, projeleri nerede?
Kongrede seçilmiş olmak başka, sorumluluk dağılımının gerekçesini açıklamak bambaşka!
İktidarı liyakatsizlikle eleştirirken kendi kadrolarınız için aynı şeffaflığı göstermeyi kimden bekliyorsunuz acaba?
Yenilik dediğiniz, eski alışkanlıklara yeni isimler yazmaksa vatandaşın bildiği siyasetten farkınız nedir diye sormaz mı halk sonunda?
Artık “Ben seçtim, ben uygun gördüm, hayırlı olsun!” devri kapanmalı, yeter canımız burnumuzda.
Ne çileli takımmış yahu bu Gaziantep FK…
Şahsi alacaklar, banka borçları, yükümlülükler vs derken bitmedi çektiği cefa!
Bak yine deli deli sorular geliyor aklıma…
Bir kulübün yönetimini devralmak için neden kongre arifesine kadar bekler ki insan? Finansal durum tespiti, borç mutabakatı, devir planı nerede derken bir gülme geldi aniden.
Bu kulüp şehrin ortak değeri madem, hesapları kamuoyunun önünde aynı açıklıkla konuşmamak neden?
Hem kim demiş futbol kulübü yönetmek için eski futbolcu yahut servet sahibi olmak gerek diye? Gaziantep gibi sanayisi, ticareti, yetişmiş insan gücüyle övünen bir şehirde, doğru insanları aynı masada buluşturacak bir yönetim aklı bulmak bu kadar mı zor? Futbolu bilen sahayı, finansı bilen kasayı, pazarlamayı bilen geliri, eğitimden anlayan altyapıyı yönetse, başkan da herkesin işini yapmak yerine o işleri birbirine bağlayıp köşesine çekilse… olur gönüllerin kahramanı!
Kimileri futbol sevgisi ile kisveler çıkınını kimileri siyasi sloganlarla süsler çarkını, dönüp dolaşsa da bireysel hesaplar çarkı, öder herkes aldığı ahı!
Kurunun yanında yaşın da başının yandığı zamanlar çoğaldı…
Futbol sevgisine derbi arası siyaset aşkına mazbata molası misali daha fazla harcanmamak için “iyiler” yakayı kurtarmalı…
Alt tarafı biraz top seyredecek, slogan atacak, stres atacaktı şu gariban, hayattan bezmiş halk…
Hesaplar küme düştü, cefası yine tribüne kaldı!
Hele bir de düdüğü burnundan üfleyen hakem misali gazetecilik oynayan kimi yerel basın mebsupları da yok mu, Allah ıslah etsin onları!
Haberleri okurken anlıyorsun kim kimin adamı, kim kimin hısımı, kim kimden almış gazı, kim kime sallamış satırı…
La yooğrum hiç mi hakkaniyet hiç mi vicdanınız kalmadı?
Bir tarafta mevcudiyetin aşkı diğer tarafta istikbalin anlatısı.
Peki nerede bu “olanı” objektif bir şekilde anlatan gazeteci ahlakı?
Manşetler hep cilalı hep cilalı…
Yav bir Cilalı İbo vardı zamanında, en azından o artist idi, oyuncu idi, sinemadaydı.
Bizim her günümüz tiyatroya dönmüş, gerçeklikten kopmuş bir habercilik anlayışı…
Ve de kırmızı hapı yutmuş Neo’lar aksine beynimizin arkası hortumla sisteme bağlı!
Vallahi bu tarafgirlik baydı!
Bir de “Duruşumuz Belli” klipleri hazırlanmış, Fatma Sayan Hanımcığım gözlükleri ile girer girmez sorguya, aklımız şaştı!
Yanlış yapanla vedalaşırlarmış da gecikmeli ve eksik bir vedalaşma bu, pek kafamız almadı!
Bir isimle yolları ayırmak bütün sistemin hesabını vermek anlamına gelmez zira…
Ayrıca İstanbul Sözleşmesi de yaşatmalı.
Velhasıl…
Bir tarafta yenilik söylemi, bir tarafta yönetim hesapları, diğer tarafta duruş videoları…
Herkes kendini anlatmakta mahir.
Yaptığının hesabını vermekte mahsun..
Sloganı çok, izahatı kıt memleketim başı ağır, kulağı sağırlarla dolu.
Ne yapmalı?
Sallangaç kurup öteden bakmamalı. Balcanı suya atmalı, acısını almalı!
Ancak böyle geçer bu sancı.
Fulya Mısırlıgil
Yönetim Danışmanı | Köşe Yazarı
