Mizahın Sınırına, Tepkinin Samimiyetine Dair…



Her toplum güldüğü şey kadar, gülemediği şeyle de kendini ele verir…
Mizah yalnızca kahkaha üretmez ki!
Zekâyı, özgüveni, eleştiriye tahammülü ve bir toplumun kendisiyle yüzleşme cesaretini de ortaya çıkarır oysaki…

Aynı espri…
Bir ülkede dakikalarca alkış alır.
Başka bir ülkede protesto edilir.
Bir başka ülkede ise savcılık dosyasına dönüşebilir…

Ve biz “Mizah evrenseldir” diye kelimeleri toplamaya çalışırken, mizaha verilen tepkinin toplumun tarihinden, eğitiminden, kültüründen ve ortak psikolojisinden beslendiğini unutmadan kurmalıyız cümlelerimizi!

Sosyologlar yıllardır anlatır aynı gerçeği.
Peki nedir bu gerçek?

Toplumun eğitim düzeyi, okuma alışkanlığı ve okuduğunu anlama becerisi düştükçe, ironi, hiciv ve metafor doğrudan saldırı gibi algılanmaya başlar.
Psikolojide buna “tehdit algısı” denir.
Özgüveni yüksek birey önce anlamaya çalışır. Özgüveni zedelenmiş birey ise çoğu zaman tepki vermeye odaklanır. Dolayısıyla insanlardan oluşan toplumlar da aynı refleksi gösterir.
George Carlin’in bazı ülkelerde alkışlanıp bazı toplumlarda infial oluşturacağı yönündeki algı, bu sosyolojik zemine dayanır ve bazen toplumlar şakadan çok, şakanın gösterdiği aynadan korkar esasında.
Komedyen yalnızca sahneye çıktığını sanır oysaki toplumun bilinçaltına da çıkar şakalarıyla.
İyi komedyen, sözünün hedefini de hitap ettiği toplumun sınırlarını da bilir.
Mizahın amacı düşündürmektir çünkü.
Her ne kadar mizahın gerçekte ne olduğunu teğet geçse de mizahı sadece hoyratça gülmek sanan kimileri!
İnce zekâ ister. Yapamaz öylesine sıradan biri.

Fakat bütün bunlar, her söz mizah sayılır anlamına da gelmez!
Mizahın da bir seviyesi vardır.
Bir ahlakı vardır.
Bir estetiği vardır.
Bir sorumluluğu vardır.
Her mizah zekâ ürünü sayılmaz.
Her kırıcılık provokasyonla taşlanmaz.
Her sınır zorlamak da nitelikli hiciv olarak algılanmaz.
Gerçek mizah, düşündürendir. Sadece güldürmez kabaca.
Komedyenin en büyük başarısı alkış toplamaktan ziyade düşünce uyandırmaktır sonuçta.

Tam da bu yüzden ikinci soru daha önemlidir!

Her şey mizahın konusu olabilir mi?
Bu sorunun tek bir cevabı yok.
Hukukun sınırı başka…
Ahlakın sınırı başka…
Vicdanın sınırı başka…
Sanat ise çoğu zaman bu sınırları sorgular.
Fakat özgürlük kadar sorumluluk da medeniyetin temelidir.
İyi mizah, hangi sınırı neden zorladığını bilen mizahtır.
Bir başka gerçek ise her toplumun kaldırabileceği mizah seviyesinin aynı olmadığıdır.
Bunu yalnızca zekâyla açıklamak ise büyük bir yanılgıdır.
Tarih etkiler.
İnanç etkiler.
Travmalar etkiler.
Kolektif hafıza etkiler.
Kültürel kodlar etkiler.
Bu yüzden aynı espri Londra’da kahkahalarla, Tokyo’da suskunlukla, İstanbul’da ise duygusal reaksiyonla tezahür edebilir ki gerçek komedyen bunu bilir.

Tabii bugün konuşulan başlık yalnızca bir komedyen olsaydı, tartışma birkaç gün içinde biterdi!
Asıl tartışma, verilen tepkinin tutarlılığında…
Başka başka sancılarda savrulan iki yüzlü tutumlarda…
Dinden başka sinir uçlarına da dokunan farklı yaralarda…
Öyle ki o sinir uçları, bu nihai sonucun zaten gerçekleşmeden önce olacağına dair güçlü bir öngörü üreten belirti.
Kılıflılar hedef şaşırtıyor…
Kutsal sureler ile kirli suretler birbirine karışıyor…
Ve!
Aynı toplum…
Kul hakkı yenirken…
Liyakat göz ardı edilirken…
Torpil sıradanlaşırken…
Yolsuzluk haberleri peş peşe gelirken…
İftiralar hayat karartırken…
Adalet yıllarca gecikirken…
Aynı ortak vicdanı aynı güçle gösterebiliyor mu “en yüksek notadan” feryat eden kimileri?
İnsanların haykırışı tam da bu notadan çıkıyor besbelli!
Din, adalettir.
Emanettir.
Kul hakkıdır.
Doğruluktur.
Merhamettir.
İnsan onurudur.
Bu değerler örselenirken sessizlik hâkim oluyor ama bir mizah cümlesi ülkenin ana gündemine oturuyorsa, işte orada insanlar şakayı tartışmıyordur esasında!
Vicdanın seçiciliği sahne alıyor yine ve yeniden tutarsızlığın kitabını yazanların şekilci ve sığ algılarında…
Şekle gösterilen hassasiyet, öze gösterilmeyince inandırıcılık kalmıyor ortada.
Zira hayatın içine taşınmayan inanç, anlam kazanmıyor hayatlarımızda!
Sloganlarda yaşıyoruz toplum olarak  yalnızca…
Belki de bugün bir komedyen değildir bakması gereken kişi, aynaya…

Öfkelendikleri olaylarla tanınır toplumlar ve sessiz kaldıkları olaylarla tarihe geçerler önünde sonunda.
Bir toplumun zekâ seviyesi mizah anlayışında, karakteri ise adalet karşısındaki tavrında çıkar ortaya…


Ve Evet!
Mizahın seviyesi tartışılır.
Üslubu tartışılır.
Kırdığı kalpler tartışılır.
İnançlara, değerlere ve insanların en hassas noktalarına dokunmanın sınırları da uzun uzun tartışılır.
Fakat bütün bunların ötesinde, bir komedyenin yaptığı hatalı, kırıcı ya da ölçüsüz bulunduğu düşünülen bir şakası, cevabını ters kelepçede ve cezaevinde buluyorsa, işte o anda kara mizah devletin koridorlarında dolaşır…
Belli bir kitlenin sinir ucuna göre yön değiştiren bir pusulaya dönüşen adaletten daha kötü bir şaka yoktur günün sonunda.

Kutsal olan baş üstüne, baş ise koltukta kalırsa,
Deniz gibi biter ve başlar her son bu topraklarda.

Anlayana.
Anlamaya niyeti olana…

Yorum bırakın