Başta Dövüşek, Sonra Anlaşak…Bir Finans Hikayesi “Gaziantep Modeli”




Yerel basının coşkulu manşetlerini, polyannacılığın daimi müdavimlerinin alkışlarını, kemik kadronun mekanik teşekkürlerini, organizasyonların standart konu mankenli toplu fotoğraflarını ve birbirine övgüler dizmek için her türlü hava koşulunu fırsat bilenlerin konuşmalarını bir kenara bırakalım müsaadenizle…

Müsaade elbette muhakame ile işin özüne de bakma cesareti ve aklı gösteren de!

Bir sorunu ne kadar çok alkışlarsanız, onu çözme ihtimaliniz de o kadar azalır dersem anlar herkes bence.

Gaziantep Ticaret Odasının düzenlediği toplantının uzun zamandır yapılan en önemli toplantılardan biri olduğunu “düşünüyorum…” öyleyse varım ben de!

Sanayicinin, ihracatçının, bankacının, belediyenin ve kamunun aynı masada buluşması önemli elbette.

Ancak burada “küçük” bir ayrıntı var; kafa yoralım artık samimiyetle!

Biz, memleket olarak bir süredir toplantıları sonuçla, sözleri icraatla, iyi niyeti de başarıyla karıştırıyoruz.

Bazen memleketin kaderini bir küçücük kelime belirliyor; umutları ezercesine!

“Eğer”

Eğer sözler tutulursa…
Eğer krediler açılırsa…
Eğer yapılandırmalar yapılırsa…
Eğer üretim devam ederse…
Eğer fabrikalar ayakta kalırsa…
Eğer istihdam korunursa…
Lakin gerçek hayat, kürsülerdeki gibi okşamıyor gururunu, ruhunu!
Güm diye çarpıyor makamlı makamsız, arkalı arkasız ayırtetmeksizin tüm insanları…

Dahası ve en önemlisi konuşulmayan başka bir gerçeğin varlığı!

Hastaya ilacı öldükten sonra vermenin anlamı yok diyen Tuncay bey’in işletmelerin neden hasta olduğuna yönelik ne tür araştırmaları ya da geribildirimleri oldu, oldu mu, oldu ise hastalığın teşhis ve tedavisine dair ne tür çalışmalar yapıldı?

Yapıldı mı?

Bu tablonun sorumlusunun yalnızca bankalar olduğunu düşünenler var ise, aynı kafa ile ne ticarete girsinler ne siyasete ne de uzmanım diye konferans konferans gezip israf etsinler milletin zamanını!

Bankalar masum kelimesi ile yan yana gelmek için pek sabıkalı lakin ekonomi yönetimi de sütten çıkmış ak kaşık gibi ortalarda dolaşmamalı.

Odalar da sorumlu şirketler de, yöneticiler ve patronlar da başrol oyuncusu…

Yıllardır aynı film vizyonda, dönüyor hep aynı senaryo!

Peki neden finansal disiplin, risk yönetimi, insan kaynakları, verimlilik, liyakat erteleniyor da kurumsallaşmıyor şirketler, soran yok mu?

Sonra yine gün geliyor ve izliyoruz bankaların kapısını aşındıran kalabalıkların enflasyonunu!

Tam da aklımda Gaziantep’in çok güzel bir sözü yankılanıyor ve aklıma geliyor, “Başta dövüşek, sonra anlaşak.” diyerek hakikati bilen eskilerin ustalığı…demekki zamanında varmış önce dürüstçe konuşup iğneyi kendine çuvaldızı dengine saplayanların cesur bir duruşu!

Şimdi ise tam tersi söz konusu…

Herkes herkesle samimi ama kimse kimseye ne acı ne de acık söylüyor; çay içip kahve ikram edip havadaki neme bile suç buluyor “haksız” haklı…

Herkes memnun herkes şikayetçi herkes mağdur, peki nerede bu işin faili?

Elbette kabul edilemez telefonlara çıkmayan banka yöneticisi!
Ancak bir şehrin ekonomisi, tek bir kişinin telefonuna cevap verip vermemesinden ibaret de değildir ki!
Eğer öyle olsaydı, mesele zaten çok kolay çözülürdü…öyle değil mi!?

Esas mesele Gaziantep, ürettiği değer kadar finansmana ulaşabiliyor mu?
Bankalar, topladıkları kaynakları aynı cömertlikle üretime aktarabiliyor mu?
Şirketler, kredi dışında başka bir gelecek planı kurabiliyor mu?
Odalar, yalnızca sorunları mı anlatıyor yoksa çözümün takibini de yapacak kadrolar kurabiliyor mu?

Ve en önemlisi…
Bu şehir, hakikate kulak veriyor mu?

Velhasıl Gaziantep iş dünyası finansmana erişim sorununun artık münferit birkaç şirketin şikâyeti olmaktan çıkıp sistematik bir üretim ve sürdürülebilirlik problemine dönüştüğünü en üst seviyede ilan etmiştir ve evet bu önemli adımı tebrik ederim!

Fakat aynı toplantının eksik tarafı da sorunun çoğunlukla bankaların kapısını açması üzerinden tartışılıp, Türkiye’nin ekonomik yönetim modeli, şirketlerin sermaye yapısı, verimlilik sorunları, kurumsal yönetim eksiklikleri ve kredi bağımlılığının aynı açıklıkla masaya yatırılmamış olmasıdır; biran önce aynaya bakmalarını dilerim.

Banka musluğu açıldığında sorun çözülmüş sayılıyorsa, birkaç yıl sonra aynı firmalar daha yüksek borçla yeniden aynı salonda toplanır mı?
Bu cevabı okuyucuya bırakıp geçelim!

Gerçek “Gaziantep Modeli” kurulacaksa,  seçici ve uzun vadeli finansman, kurumsal yönetim, verimlilik dönüşümü ve ölçülebilir takip olmak üzere dört başlık altında değerlendirilmelidir; bunu artık kabul edelim!
Yalnızca kredi isteyen bir sanayi modeli sürdürülebilir değildir.
Yalnızca teminat arayan bir bankacılık modeli de kalkınmacı değildir.
Yalnızca toplantı düzenleyen bir oda temsil görevini yapar, dönüşüm görevi ise eksik kalır.
Yalnızca övgü manşetleri atan bir yerel basın da kamuoyunu bilgilendirmez.
Güç ilişkilerini yeniden üretir.

Demem o ki bütün mesele, banka genel müdürlerinin Gaziantep’e gelip güzel cümleler kurmasından ziyade, Türkiye’nin üretim yapan şirketlerinin neden sürekli krediye bağımlı kaldığı, bankaların neden üretimi finanse etmek yerine çoğu zaman teminatı finanse ettiği ve ekonomi yönetiminin neden sanayiciyi yüksek maliyet, düşük öngörülebilirlik ve daralan nakit akışı arasında bıraktığındadır…görmek isteyene!

Gerçek başarı, verilen kaynağın şirketleri daha borçlu hâle mi getirdiği yoksa daha verimli, daha rekabetçi ve daha dayanıklı bir yapıya mı taşıdığıyla anlaşılır… düşünün hakkaniyetle.

Zira biz paraya ulaşamayanlardan ziyade parayı yönetemeyenlerin trajedisine tanıklık ediyoruz esasında.
Zihniyet sorunu finans sorununda bir hayli büyük oysa.
Şirketini büyütmek isteyen kendisini büyütmeden ulaşabilir mi refaha?
Profesyonel olur mu hiç insan kaynağını maliyet, gösterişi ise yatırım olarak gören kafa?

Uzman arayan, uzmana sınır koyan…
Yetki veren, sorumluluk paylaşmayan…
Dünyayı gezen, değişimi uygulayamayan…
İsmi bilen, bedelini ödemekten kaçan…
Liyakati konuşan, sadakati ödüllendirerek eğri düzene çanak tutan…
Herkesi suçlayan ama asla aynaya bakmayan…
Bir zihniyet kurtulur mu finans avcılığı saplantısından?

Ne kadar kulak verilir değerlerine dokununcaya dek ölü toprağı atılmışcasına tüm yanlışlara susanların sıra cebine gelince attığı çığlığına?

Tanıklık ediyoruz; başta dövüşüp sonra anlaşan içten ve mert ataların alışkanlıklarından “başta anlaşıp sonra dövüşen” gün kurtaran kaçak dövüş ustalarının trajedyasına…

Herkese geçmiş ola!

Başta Dövüşek, Sonra Anlaşak…Bir Finans Hikayesi “Gaziantep Modeli”” için bir yorum

Yorum bırakın