Ne çektik yahu şu “Ben Bilirim”cilerden…
“En iyi de ben yaparım.” diyen ruh emicilerden…
İçimiz şişti vallahi, makamı büyüdükçe kulağı küçülenlerden!
Yetkiyi ehliyet, yakınlığı liyakat, sessizliği sadakat sanan keyficilerden…
Bir koltuğa oturunca Şahmaran gibi
aklı da, fikri de, memleketi de kendi üzerine zimmetleyenlerden.
Kendisine yapılanı haksızlık sayıp, sıra kendine gelince aynı haksızlığı soslayıp millete maharet diye servis edenlerden.
Ne çektik be kardeşim…
İktidarıyla muhalefetten!
Adı değişse de aslı değişmeyen aynı zihniyetin farklı isimlerinden!
Kurumsal körlükten,
Liyakatsiz kimliklerden,
Adamcı listelerden,
“Ben yaptım oldu” diyenlerden!
Gözlerim kanadı, kulaklarım ağladı
Gaziantep’in Benjamin Button misali yeni doğmuş bebek görünümlü eski kafa YENİ Parti il örgütlenmesinden!
Ne siyasetçiyim ne partili…
Ne makamcıyım ne de kinci; yoktur öyle hesaplarımız arka mahallerde de “sen beni yaz ben seni, biz sizi görelim siz bizi” diyen kisveli kalemci.
Korkmayın la ben halkım..halk da bu memleketin esah sahibi!
Öyle ise dört kulak, on dört göz anlayarak okuyun kelimelerimi!
Kimin kimi sevdiğinden, kimin kiminle kavga ettiğinden, hangi ismin hangi koltuğa zimmetlendiğinden önce yönteme bakarım yönetim prensibi gereği.
Zira iyi yönetimde önce insanlar konuşulmaz.
Sistem ve süreç, kriter ve usul vardır…
En son gelir isim ve kişi!
Peki bugün ne yaptı Gaziantep Yeni Parti?
Hangi yöntem ile kuruldu yeni yönetim?
Neden dikkate alınmadı YENİ Parti’nin tüzüğü, kuruluş aşamasından ilk olağan kurultaya kadar il ve ilçe örgütlerinin Merkez Yönetim Kurulu atamasıyla oluşturulmasına açıkça rıza gösteren izni?
Elbette “Neden kongre yapılmadı, bu atama tüzüğe aykırı” diye bir tez kurmak değil benimkisi!
Zira kuruluş dönemindeki merkezi atama mekanizmasının tüzüksel zemini de var yetkisi de var, kabul edelim…de yöntem peki?
“Yetkinin meşruiyeti ile kararın meşruiyeti aynı şey değildir!” der yönetim bilimi!
Bilim ilim hak getire, alıştı siyasetçiler kafasına göre gitmeye gerçi…
Bir kararı almaya yetkili olmanız, aldığınız her kararın örgütsel olarak doğru, katılımcı, adil, temsil gücü yüksek ve güven üretir olduğu anlamına gelmez oysaki…
İmza sizde ise güven sahadadır.
Yetki sizde ise meşruiyet ortak akıldadır.
Liste sizde ise hafıza örgüttedir.
Peki rakamlar ne diye haykırmış 19 Ekim 2025’te CHP Gaziantep İl Kongresi’nde…
347 oy ile seçilmiş biri var mıymış bir zamanlar partinin içinde?
Yönetim ve başkanı kepeği kesilmiş tavşanın şapkasından mı çıktı da dışlandı?
YENİ Parti’nin kuruluş gerekçelerinin merkezinde seçilmiş iradenin korunması, demokrasi ve örgütün tercihine sahip çıkılması vardı.
Ben mi bunadım yoksa hanek mi uludu da kuruluş sonrasında mutlak butlan kararına karşı Özgür Özel’in yanında duran il başkanlarının büyük çoğunluğunun yeniden görevlendirileceğine dair kamuoyuna açıklanma yapılmadı mı?
Peki neden ve hangi gerekçe ile Erhan Deniz Güngen kurucu il başkanı olarak atandı?
2025 yılında delegelerin seçtiği 34 kişilik yönetim, seçildiği şapkanın içinde mi kaldı?
Ardınızdan koşan atlı mı vardı?
Ne tez seçilmişler yok sayıldı?
Atanmışlar ile halk umutlanacak mı sanıldı?
Bu veri kimseyi kötü yapmadığı gibi yeni gelenlerin liyakatsiz olduğunu da kanıtlamaz önemli bir yönetim sorusu edilir ise göz ardı!
“Seçilmiş örgütsel hafızanın bu ölçüde tasfiye edilmesinin yönetsel gerekçesi nedir, açıklayan var mı?“
Neden bu tutarsızlık diye halk sormaz mı?
Madem yolda bulduklarınıza değiştirecektiniz yola çıktıklarınızı…
Yola çıktıklarınız da mı vakit israfıydı?
“Yeni parti kurduk, yeni insanlarla yürüyoruz.” mottosuyla siyasete kattıklarınızı da yapmadınız mı hedef tahtası?
Yeni insanların siyasete girmesi çok kıymetli zira siyaset birkaç soyadının, birkaç mahallenin, birkaç eski partilinin ömür boyu mülkiyet alanı olmamalı!
Ama yönetim dediğiniz şey isim toplama sanatı değildir evvela.
Doğru yetkinliği, doğru görevle, doğru zamanda buluşturma becerisidir; “kaybedersiniz” ettikçe kulak arkası!
Velhasıl “Bunlar kim?” sorusu kadar basit değildir mevzu!
Neden bu isimler?
Hangi yetkinlik matrisiyle?
Hangi saha karşılığıyla?
Hangi örgüt deneyimiyle?
Hangi temsil dengesiyle?
Hangi görev için hangi kişinin seçildiğini gösteren hangi kriter setiyle?
Mevcut örgütün görüşü ne ölçüde dikkate alındı?
İlçeler dinlendi mi?
Peki ya mahalle örgütleri, kadınlar, gençler, seçim döneminde sandığın başında nöbet bekleyenler, kapı kapı gezenler, müşahitlik yapanlar, örgütün yükünü yıllardır taşıyanlar nerede diye sorgularken birileri oturup isimleri yazıp yazıp liste mi kapattı?
Özellikle de çerçeve yasa tasarısı kadar hassas ve partinin güven sınavından geçtiği bir konuda şehitlik konusunda yüksek hassasiyeti olan Gaziantep’e açıklama yapma konusunda pasif kalıp da millete başı ağır kulağı sağır kalan il başkanı ile mutlak butlan sürecinde tepki çekecek kadar kritik bir süre zarfında sessiz kalanların yönetimde yer almasından sonra daha çok duyulur benimkisi gibi yankı!
Gel gelelim yine aynı trajik “Bilmene gerek yok.” kafası…
Vatandaşın bilmeye hakkı var.
Üyenin daha fazla hakkı var.
Örgütün ise hepsinden fazla.
Zira siyasal partiler yalnız yöneticilerinin mülkü değildir.
Binlerce insanın emeğinin, inancının, zamanının ve umudunun kolektif organizasyonudur; tarlası takkesinde gezen tarlacıların aksine…ve de çokça karışmış olsa da siyasetten çıkar elde etmek için siyasete girenlerin haricinde!
Dedikodu üzerinden hüküm kurmam elbette, hadi yatıralım masaya iki ihtimali de öyleyse.
Eğer bu atamalarda bir milletvekilinin kişisel tercihleri olağanüstü derecede belirleyici oldu ise, ortada kurumsal yönetişim problemi vardır, bunu netleştirelim önce.
Eğer olmadı ise ve buna rağmen kamuoyunda bu kadar güçlü bir algı oluştu ise, ortada şeffaflık ve iletişim problemi vardır, bunu da kabul edelim medeni bir şekilde.
İki ihtimalden hangisini seçerseniz seçin, yönetim açısından yapılacak iş yine aynı kapıya çıkıyor neticede.
Süreci şeffaflaştırmak.
Kim önerildi?
Kim değerlendirdi?
Hangi kriterlerle karar verildi?
Neden mevcut seçilmiş kadronun çok büyük bölümü dışarıda kaldı?
Bunlar açıklanır ise tartışma biter ve şeffaflık ile güçlenir demokrasi şehirde!
Açıklanmaz ise, kırılır tüm güven söylenti yönetimi ile…
Kurumsal hayat boşluk sevmez, her türlü varsayım doluşur bilginin boş bıraktığı yere!
Hele siyasetin bu denli kirli olduğu bir dönemde…
Kuşkular, önyargılar, travmalar uçuşur hayalet gibi tepemizde!
Bu da ülkenin bugünkü siyasetinde olan tüm siyasetçilerin halka bıraktığı kötü bir mirastır; paranoyak olduk milletçe sayelerinde!
Kadınların yerine gelirsek siyasette, gelemediğimizi herkes görüyordur apaçık bir şekilde…
Ne eski yapıyı idealize edebilecek ne de yeni de alkışlanacak bir resim var gözümüzün önünde!
Yeniyseniz, eski hatayı niçin yeniden ürettiniz? diye sorarım size!
Eski yönetimde yaklaşık yüzde 14 kadın, yeni yönetimde ise yaklaşık yüzde 13 kadın boy gösterirken sahnede, ne anladık biz bu demokrasiden, nerede dünyaya örnek olan Mustafa Kemal’in kadınları değerli kılan o eşsiz vizyonu ve yaklaşımı yeni zihniyette?
Üstelik YENİ Parti’nin kendi tüzüğü normal örgütsel seçimlerde yüzde 50 cinsiyet kotası öngörüyor ve geçici hüküm ilk olağan kurultaya kadar bu oranı yüzde 33 olarak belirliyor iken!
Tabela değişmiş.
Oran yerinde saymış ise, kim ne anlar bu yeni’den tekrar ederse aynı şeyleri yine ve yeniden bezdirircesine beklentileri kökten…
Sormaz mı aklıselimler ne kadar yaşatıyorsun kendi geleceğin için yazdığın ilkeyi, bugünkü pratiğinde diye…?
Kurumsal kültür ilk karar verdiğiniz, ilk atama yaptığınız ve ilk liste çıktığınız gün başlar yönetmeliğin yürürlüğe girdiği günden ziyade!
Zira insanlar sizin ne yazdığınızdan ve ne söylediğinizden çok ne yaptığınıza bakar.
Söylemler ve eylemler birbirine makas atarken millet de size rüyasında oy atar!
Ya büyürsünüz. Ya küçülürsünüz.
Dayatmaya çoktan doydu bu millet, kalktık sofradan hazımsızlıktan hallice!
Burada “Ama kuruluş dönemindeyiz, hızlı hareket etmek zorundayız.” diye var ise akledip haykıranlara da bir çift lafım var…dinleyebilene!
Hız önemlidir ama hız ile keyfîlik aynı şey değildir, açıklayalım en basit şekilde!
Hızlı karar başka, kritersiz karar başka, merkezi koordinasyon başka, tek merkezli akıl ise bambaşkadır.
Yeni insan kazanmak başka, kurumsal hafızayı silmek başka…
Atamak kolay…
Benimsetmek zor.
Liste yapmak kolay…
Ekip kurmak zor.
Koltuğu doldurmak kolay…
Meşruiyeti kurmak zor.
Velhasıl örgütün güvenini atayamazsınız.
Bir karar imzalayabilirsiniz. O karara gönüllü bağlılığı imzalayamazsınız.
İnsanları aynı odada toplayabilirsiniz. Onlara bir ekip ruhu katamazsınız.
Bunlar kazanılır.
Adaletle.
Katılımla.
Şeffaflıkla.
Liyakatle.
Ve en çok da tevazu ile.
Demem o ki YENİ Parti Gaziantep yönetimine “Şu kişi neden var, bu kişi neden yok?” seviyesinde sual yöneltmiyorum!
Nasıl bir yönetim modeli kuruyorsunuz?
Kişilere bağlı bir organizasyon mu?
İlkelere bağlı bir duruş mu?
Milletvekilinin ağırlığına göre şekillenen bir teşkilat mı?
Kentin sosyal, kültürel ve siyasal çeşitliliğini temsil eden kolektif bir yapı mı?
İtiraz edeni dışarıda bırakan bir dikta mı?
İtirazı veri kabul edip kendini geliştiren bir anlayış mı?
Bu topraklar “Bana hak sana yasak, bana yazık sana müstahak” kafasındaki demokratlıktan, yetki eline geçtiği gün öcü olanlardan yeterince çekti de isyan etti milyonlarca yurdumun insanı!
En zor ve gerçek demokrasi, kendi istediğiniz sonucu üretmeyen demokrasi,
en kıymetli ve makul istişare, sizinle aynı şeyi söylemeyen insanla yaptığınız istişare,
en güçlü yönetici de kendisine biat edenleri etrafına toplamayan kişidir…
Kendisinden daha iyi bilenleri masasında tutabilecek özgüvene sahip kişi ve prensipleri olan kolektif bir akıl ürünü partidir bu milletin talebi!
Eğer Gaziantep’e gerçekten değer katmak istiyorsanız, daha fazla geç olmadan açıklayın seçim kriterlerinizi, kurun bir yetkinlik matrisi, her görevin görev tanımını belirleyin ve eski örgütsel hafızayı çöpe atmak yerine aktarım mekanizması kurarak sergileyin birliğinizi.
Kadınları listenin süsü olmaktan çıkarıp karar mekanizmasının gerçek aktörü yapın ki aydınlansın şehrin zarar gören iklimi!
Gençleri fotoğraf karesinde serpiştirmek yerine yetki masasına alın da girişimci bir dinamizm ile güçlensin milletin hevesi!
İlçeleri dinleyin. Mahalleleri dinleyin.
En çok da size itiraz edenleri dinleyin de bilgi vermeyen alkışın gölgesinde kısılmasın niteliğin ve hakikatin sesi!
Sonrası mı?
Tevazu.
Herkesin her şeyi bildiği yerde hiç kimsenin hiçbir şey yapamadığı gerçeğiyle yüzleşerek verin yetkiyi ve tanımlayın görevi lakin asla es geçmeyin “ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz…” ilkesini! Kulağınıza küpe ediniz “İşi bilene vermek de, işi bilmektir.” gerçeğini…varsa niyetinizde güzel günleri görmesini vaat ettiğiniz halkın geleceği!
Bakın ne diyor, “Zeki Müren de bizi görecek bu gidişle!”, yaşayan birer ölüye dönmüşçesine bıkan halkın sesi!
