Bugün Gaziantep’te sandık kuruluyor…
Antep İşi oyalı el nakışlarının sergilendiği gelin görme sandığı değil bu!
Bolca kravatlı ama döpiyessiz kimselerin çokça toplandığı bir başka erkek hegemonyasında yoğrulan odaların ve borsanın seçim sandığı…
Başkanı ve yönetimi belirleyecek yapının taşlarını döşüyoruz! Meslek komiteleri, meclis üyeleri, temsil zinciri…
Hele önce meslek komiteleri ve meclis üyeleri seçilsin de yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulu seçimi de oluşan meclis üzerinden “hayırlısı ile” yapılsın. Yani bugün sandığa atılan oy, yalnızca bir isim seçmiyor, önümüzdeki dört yılın temsil mimarisini kuruyor!
Ramiz Dayı’nın da dediği gibi “Meyveyi soymadan içinden ne çıkacak bilemem kardeş!” misali mesele “Kim kimin listesinde?”, “Hangi renk kazanacak?”, “Falanca gruptan kim çıkacak?” seviyesine indirenlerle işimiz yok zira seçim bittiğinde birbirlerini tebrik ederek memleket yönetmiş sayanlarla kaybolmamak lazım yine!
Odaları herhangi bir hemşehri derneği gibi davet verip fotoğraf çektiren bir protokol kulübü gibi pazarlayanlara selam olmasın!
Kanun, bu kurumları üyelerinin ortak ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, ticaret ve sanayinin kamu yararına gelişmesine çalışmak, bilgi ve veri üretmek, üyelerini yönlendirmek, resmî makamlar nezdinde girişimde bulunmak üzere kurulmuş kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olarak tanımlıyor ya… Üyelik de ilgili tacir ve sanayici için tercihe bırakılmış bir mesele de değil ya! GTO da tek başına bugün 45 bini aşkın üyeye hizmet ettiğini söylüyor ya hani…
Üstelik partizanlaşmadan ekonomik politikanın sonuçlarına veriyle ayna tutması gereken Oda, siyaset kurumu değildir ama ekonomi politikalarının dışında da yaşayamaz asla! Siyasetin yanında saf tutmak başka, siyasetçinin aldığı kararın üreticiye, sanayiciye, KOBİ’ye, tüccara neye mal olduğunu veriyle önüne koymak da bambaşkadır ya sonuçta… Oda dediğiniz yapı iktidarın alkış korosu da muhalefetin kürsüsü de olamaz, üyelerinin ekonomik vicdanı ve hafızası olmak dışında. Teşvik veriliyorsa kime, hangi ölçütle, ne kadar verildiğini, yeni bir pazar açılıyorsa fırsatın birkaç güçlü isme mi, tabana mı yayıldığını, konkordatolar çoğalıyorsa hangi sektörün neden alarm verdiğini sormalı! Hele Suriye’nin yeniden yapılanması gibi Gaziantep’in önüne büyük ticari fırsatlar çıkaran dönemlerde fırsatın kurala, liyakate ve adalete göre dağılıp dağılmadığını da gözetmek olmalı. Zira mesele sesi duyulmayan üyenin sesini de büyütmekte.
E haliyle ben de sorarım merakla ve itinayla!
Bunca yetkinin, temsilin, aidatın, toplantının ve koltuğun ölçüsü ne?
Gaziantep kötü mü üretiyor? Hayır.
2026’nın ilk sekiz ayında yaklaşık 7 milyar dolarlık ihracat yapan, Türkiye’nin ihracatta altıncı sırasında bulunan bir şehirden söz ediyoruz. Üreteni, risk alanı, dünyaya mal satanı elbette teslim edelim hakkıyla. Lakin üretimin gücü ile yönetim kalitesini birbirine karıştırmayalım diye çiziyorum altını defalarca!
Yani büyümek ile gelişmek aynı şey değildir!
Fabrika büyür, kurum küçülebilir. İhracat büyür, insan kaynağı küçülebilir. Ciro büyür, liyakat küçülebilir. Koltuk büyür, sorumluluk küçülebilir…
İşte benim oda seçimlerinde merak ettiğim de tam olarak bu nokta!
Faaliyet raporları var. Olmalı da.
Toplantılar, eğitimler, projeler, ziyaretler, protokoller, fuarlar… Hepsi kıymetli.
Lakin faaliyet raporu ile performans karnesi aynı şey değildir!
Kaç toplantı yaptığınız faaliyet bilgisidir.
O toplantının hangi sorunu çözdüğü performanstır.
Kaç eğitim verdiğiniz faaliyettir.
Kaç işletmenin o eğitimden sonra verimliliğini, ihracatını, dijital kapasitesini veya yönetim standardını geliştirdiği performanstır.
Kaç kez Ankara’ya gittiğiniz faaliyettir.
Hangi sorunu götürüp hangi somut sonuçla döndüğünüz performanstır.
Karbon ayak izini virgülüne kadar ölçmeye çalıştığımız bir çağda yönetim ayak izini ölçmenin “sahada karşılığı yok” denilerek geçiştirebilme cüreti de hep bu hadsizliğin geldiği son nokta…
Ne güzel dünya yahu…
Karbon ölçülür. Enerji ölçülür. İhracat ölçülür. Verimlilik ölçülür.
Kapasite ölçülür. Baklavanın dilimi bile ölçülür de iş yönetimin performansına gelince birden ölçü yok olur!
Teho!
Üstelik bu söylediğim öyle masa başında üretilmiş, “sahada karşılığı yok” diye geçiştirilebilecek bir yönetim danışmanlığı romantizmi de değil hani…
Dünyada odalar artık kendi performanslarını bölgesel ve küresel ölçekte kıyaslıyor. Milletlerarası Ticaret Odası’nın Dünya Odalar Federasyonu, Dubai Chambers ile birlikte Chamber Benchmarking Tool, yani Oda Kıyaslama Aracı diye bir sistem geliştirdi. Odanın hizmetini, yönetişimini, üye memnuniyetini, stratejisini, insan kaynağını, inovasyonunu, finansal ve ticari etkisini ölçüyor, sonra da benzer odalarla kıyaslıyor, eksiğini gösteriyor, iyileştirme alanını önüne koyuyor.
Daha güzeli ne biliyor musunuz?
Bu sistem Mart 2026’da TOBB ve ICC Türkiye Milli Komitesi tarafından Türkiye’deki oda ve borsalara da tanıtıldı.
Yani “ölçülmez, sahada olmaz” denilen şeyi dünyanın oda sistemi ölçüyor, TOBB da gelip bizim odalara anlatıyor.
Hatta uzağa da gitmeye gerek yok.
Gaziantep Ticaret Odası’nın kendi 2023–2026 Stratejik Planına bakıyorsunuz… Üye memnuniyetini her yıl 2 puan artırmak, Gaziantep’in dış ticaret hacminde ülke sıralamasında 2 sıra yükselmesine öncülük etmek, Gaziantep’in yurtiçi hasıla sıralamasında 5 sıra yükselmesine öncülük etmek gibi gayet “ölçülebilir” başarı kriterleri zaten yazılmış.
Dahası, aynı Oda bir önceki stratejik planında performans göstergelerini üç aylık dönemlerle takip etmiş, dört yılın sonunda projelerinin ne kadarının tamamlandığını, ne kadarının sürdüğünü, ne kadarının iptal edildiğini oran oran kendi raporuna koymuş!
E o zaman benim sorduğum şey daha da basit ve net!
Madem cetvel var, seçimden önce neden masada yok?
Madem hedef koyduk, gerçekleşme oranını da konuşalım.
Madem performans ölçülebiliyor, dört yılın sonunda o performans karnesini de üyenin önüne koyalım.
Kim başarılıysa alkışlayalım. Kim hedefinin gerisinde kaldıysa nedenini soralım. Kim yeniden aday oluyorsa da “Beni tekrar seçin” demeden önce, “Geçen dört yılda işte bunları yaptım, işte bunları yapamadım” diyebilsin…
Bundan daha doğal, daha kurumsal, daha adil ne olabilir?
Ha bir de 2026’dayız!
Gaziantep’in nüfusu, ticareti, üretim biçimi, çalışan profili, girişimcisi, pazarı, hatta iş yapma kültürü değişirken oda üyeliğini hâlâ dört yılda bir sandığa uğrayıp sonra birbirimizi bir sonraki seçime kadar hatırlamadığımız bir temsil ilişkisi olarak mı sürdüreceğiz?
Oysa bugün teknoloji bize bambaşka bir imkân veriyor. Üyenin derdini duymak için illa toplantı salonunu doldurmasını, dilekçe vermesini, tanıdığı bir meclis üyesine ulaşmasını beklemek gerekmiyor artık…
Yapay zekâ destekli dijital bir üye platformuyla her meslek grubunun nabzı 365 gün tutulabilir ki küçük işletmenin başka, ihracatçının başka, genç girişimcinin başka, kadın girişimcinin başka, sanayicinin başka derdi görünür hâle getirilebilir.
Kim konuşuyor, kim hiç konuşamıyor?
Hangi sektörde finansmana erişim alarm veriyor?
Nerede nitelikli iş gücü açığı büyüyor?
Hangi mevzuat sorunu yüzlerce üyeyi aynı anda etkiliyor?
Hangi talep komiteye gitti, hangisi Ankara’ya taşındı, hangisi cevap aldı, hangisi çözülmeden kaldı?
Hepsi takip edilebilir.
Üye bir sorun bildirdiğinde o sorun dijitalde kaybolmak yerine bir takip numarası alır ve “geldi, incelendi, komiteye sevk edildi, ilgili kuruma iletildi, sonuçlandı” diye üye de süreci görür.
Oda yönetimi de “sahada böyle konuşuluyor” diye başlayan kanaat cümleleri yerine veriyle konuşur! Şu meslek grubunun şu kadarı bunu söylüyor, şu sektörün şu sorunu büyüyor, şu talebin çözülme oranı bu…
Yönetim dediğin de budur!
Duyduğunu ölçmek, ölçtüğünü anlamlandırmak, anladığını çözüme dönüştürmek.
Ve en önemlisi, her yıl üyenin önüne açık bir “Karne” koymak…
Kaç sorun çözüldü? Ortalama çözüm süresi ne? Üye memnuniyeti ne durumda? Kaç işletme ihracata başladı? Kaç işletme dijitalleşti? Eğitim alanlardan kaçı gerçekten istihdama ya da verimlilik artışına geçti? Kadınlar, gençler, küçük işletmeler karar mekanizmalarında ne kadar temsil ediliyor?
İşte o zaman oda üyeliği dört yılda bir oy veren bir kalabalık olmaktan çıkar, 365 gün veri üreten, fikir veren, yönetime katılan yaşayan bir üyelik sistemine dönüşür.
Gaziantep’in sanayisi büyüdüyse yönetim aklının da büyümesi şart.
Şehrin yapısı değiştiyse temsil biçiminin de değişmesi kaçınılmaz…
Yapay zekâ ekonomiyi, üretimi ve ticareti değiştirirken odanın üyesiyle kurduğu ilişkinin yerinde saymasını da kimse “gelenek” diye anlatmasın bize!
1980’lerin oda refleksiyle 2030’un Gaziantep’ini yönetemeyiz.
Hele sanayi çağ atlamaya çalışırken yönetim hâlâ kartvizit, protokol ve tanıdık üzerinden ilerliyorsa orada teknolojiden önce zihniyet güncellemesi gerekir. 2018’den bugüne baktığımızda GTO’da Tuncay Yıldırım, GSO’da Adnan Ünverdi, GTB’de Mehmet Akıncı yönetim kurulu başkanlığına geldi ve üç isim de 2022’de yeniden seçildi.
Kurumsal hafıza kıymetlidir ve süreklilik bazen avantajdır. Lakin sürekliliğin meşruiyetini süreden ziyade sonuç belirler.
Hele ki 2022 GSO seçimlerinde 35 meslek grubunun 32’sinde tek liste, yalnızca üçünde çift listeyle seçime gidildiğini de resmi kayıtlardan görüyorsak açıkça, tek liste tek başına kötü yönetimin kanıtı demem, uzlaşmanın sonucu da olabilir ama rekabetin bu kadar daraldığı yapılarda şeffaflık, performans ölçümü ve hesap verebilirlik daha da kıymetli hâle gelir, bunu da es geçip göz ardı edemez kimse asla!
Bir de kadının adı var…
Kendisi pek yok masada!
Bugün GTO, GSO ve GTB’nin resmi sitelerinde yer alan mevcut yönetim kurullarını yan yana koyduğunuzda toplam 31 yönetim kurulu koltuğunun yalnızca ikisinde kadın görüyorsunuz ki ikisi de GSO’da. GTO’nun 11, GTB’nin 9 kişilik mevcut yönetim kurullarında kadın üye görünmüyor.
Sonra kadın girişimciliğini konuşuyorlar.
Paneller… Kurullar… Fotoğraflar… Alkışlar…
Peki karar masası?
Kadını girişimciliğe davet edip karar mekanizmasına davet etmiyorsanız, orada da faaliyeti performans zannetme hastalığına yakalanmışsınız demektir.
Dahası Gaziantep’in yıllardır tartışılması gereken esas problemlerinden biri yalnızca yönetenlerin niteliği değildir, yönetim ekosisteminin niteliğidir.
Nasıl ki kurumsallaşmayan ve ölçünün olmadığı yerde başarısızlığı görünmeyen çalışan da, sorumluluktan kaçan yönetici de beslenirse.. performans sisteminin olmadığı yerde sadakati liyakat diye satan da çok olur… Patronun duymak istediğini söyleyerek uzmanlık kisvesi altında ilişki yöneten de…
Hakikati yazmak yerine güçlü olanın bültenini parlatan da…
Kaos bazılarını mağdur ederken bazılarına muazzam bir saklanma alanı yaratır.
Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler misali çıta düşünce vasat yetkin görünür.
Ölçü kalkınca yetersizlik görünmez.
Eleştiri sustuğunda da körler sağırlar birbirini ağırlar, herkes birbirine plaket verir, kimse birbirine karne vermez, kapalı kapılar ardına kalır nice hesap sonra…
İşte uzmanlık tam burada ahlaki bir sorumluluk taşır esasında!
Halk her mevzuatı bilmeyebilir. Üye her bütçeyi okuyamayabilir. Sanayici işinin yoğunluğunda her raporun peşine düşemeyebilir. Gazeteci, akademisyen, yönetim danışmanı, ekonomist, hukukçu, mali müşavir, kim hangi alanda bilgi sahibiyse o bilginin görevi güç sahibine daha rahat bir minder hazırlamak olmamalı, bilakis gerektiğinde ışığı biraz daha sert tutmaktır kör noktalara.
İtiraz etmek için değil yalnızca…
İyileştirmek için.
Soru sormak düşmanlık değildir. Ölçmek hakaret değildir.
Şeffaflık huzur bozmaz…özgüven ve liyakat varsa!
Tam tersine, kuruma duyulan güveni dedikodudan kurtarır.
Bir şehirde herkes birbirini ağırlıyor ama kimse birbirini ölçmüyorsa, bir süre sonra kurumsal nezaket kurumsal körlüğe ve nazik bir ikiyüzlülüğe dönüşür ne de olsa!
Velhasıl bugün sandık kuruluyor…
Benim derdim kimin kazanacağından öte yöntem, kriter, temsil, liyakat, şeffaflık esasında. Ve verilmesi gereken hesap, dört yılın sonunda! Zira sandıkta oy sayıyoruz da dört yılın sonunda sonucu neden aynı titizlikle saymıyoruz?
Seçim varsa hesap da olmalı. Yarış varsa ölçü de olmalı. Koltuk varsa karşılığı da sunulmalı.
Demem o ki, Gaziantep’te sandık var, teraziyi bulan çığırsın acı hayrına!
