Siyasette söylenen sözlerle yapılan işler arasındaki mesafeyi her bir tutarsızlık örneği ile kaleme alacak olsaydık, ne kalem dayanırdı ne kelam yeterdi zaar…
zira yıllardır demokrasi diyenin kendi masasında tek başına karar vermesinden, liyakat anlatanın ilk fırsatta kendi çevresini dizmesinden, katılımcılık nutku atanların kapı arkasında çoktan kimin nereye oturacağına karar vermesinden, “örgüt iradesi” diye kürsü dövenlerin örgütün iradesi daha ortaya çıkmadan parmağıyla birini işaret etmesinden,
Ne çektik yahu!
Bir siyasi yapının adını değiştirmesi, logosunu yenilemesi, binasının tabelasını indirip yenisini astırması en kolay iş!
Zor olan, yıllardır eleştirdiğiniz siyasi alışkanlıkları da o eski tabelayla birlikte söküp atabilmek.
YENİ Parti’nin Gaziantep’te yaklaşan il başkanlığı seçimine de bu pencereden baktığımda gördüğüm sadece halkı selamlama söylemi değişmiş bir benzer sinema!
Kimin kazanacağından çok, bu yarışın nasıl yürütüldüğüyle ilgileniyorum zira bir kurumun karakterini en açık biçimde gösteren yerlerden biri, insan seçerken kullandığı terazidir.
O terazinin bir kefesine yakınlık, tanışıklık, makam, ilişki ve “bizimkiler” duygusu, öteki kefesine emek, yetkinlik, geçmiş performans, örgüt hafızası ve siyasi tutarlılık konulduğunda hangisinin ağır bastığını gördüğünüz an, yüz sayfalık parti programı okumaya da pek ihtiyaç kalmıyor aslında…
Gaziantep’te bugün birden fazla isim il başkanlığına talip…miş.
Sosyal medyada denk geldikçe tesadüfen öğrendiğimiz adaylar!
Hem de bu dijital çağın nirvana yaptığı zamanda.
Her biri çıkacak, kendisini anlatacak, üyenin karşısına geçecek, geçmişini ve geleceğe dair iddiasını ortaya koyacak, yani öyle olmalı normal şartlarda.
Fakat daha sandık kurulmadan YENİ Parti Gaziantep’in kurumsal sosyal medya hesabından Kurucu İl Başkanı Erhan Deniz Güngen için “Benim adayım” görselinin paylaşılması, diğer adaylara aynı alanın açılmaması ve bunun parti içinde tepki yaratması insanın önüne hayli tuhaf bir fotoğraf koyuyor ve düşündürüyor yine ve yeniden halkı “umut’suzca”…
Bakınız ben burada çok karmaşık bir siyaset teorisi sormuyorum!
“Benim adayım” diyen kim?
Kurumsal hesabın kendine ait bir iradesi mi var?
Telefonu elinde tutan arkadaş mı adayını seçmiş?
Mevcut yönetim mi?
Yok, eğer kastedilen parti ise, o zaman diğer adaylar hangi partinin adayı?
Rafıklar kıraathanesi misali az secaatlenen ile çok secaatlenen arasında bir yerde mi kaybettik tarafsızlığı?
Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünür ama kurumsallık yani adalet dediğiniz şey zaten böyle küçük görünen ayrıntılarda sınanır. Bir siyasi partinin resmi hesabı, o an koltukta oturan kişinin şahsi malı sayılamaz, anahtar sizde olabilir ama dükkân sizin tapulu malınız mı?
Hele ortada bir seçim varsa, ortak alanı adaylardan birinin seçim bürosuna çevirdiğiniz anda terazinin kefesine dokunulmuş olmaz mı?
Ondan sonra da çıkıp “üyemiz karar verecek, örgütümüz karar verecek” dediğinizde “Antep’in hamamları..” diye halaya kalksak halay başı “haneğin uluğu” diye hesap sormaz mı?
Belki de yediğimizi sindirmiş oluruz.
Hazım şart ne de olsa! Hazmedilmeden edinilen hiçbir şey fayda getirmedi zira halka!
Üstelik bu görüntünün salçasız doğrama gibi tatsız tarafı kurumsal hesap meselesiyle de sınırlı kalmıyor yalnızca!
İnsanın kaşı biraz daha yukarı kalkıyor, Erhan Deniz Güngen’in daha geçen yıl CHP Gaziantep il kongresi sürecinde söylediklerine dönüp bakınca…
Güngen o günlerde genel merkez eliyle aday dayatılmasına karşı çıkıyor, bunun Gaziantep’te ters tepmesini beklediğini söylüyor, şehrin kendi dinamiklerini bilen insanların öne çıkması gerektiğini savunuyor idi ve işte bugün geldiğimiz nokta.
Yani bugünkü tartışmaya yabancı bir kavramdan söz etmiyoruz esasında! Kendisinin daha bir yıl önce son derece açık biçimde itiraz ettiği bir siyaset tarzından söz ediyoruz ki arşiv ortada.
Ah bu arşiv nelere gebe, çıktıkça çıkıyor ortaya.
Peki.
İnsanın başkasının sofrasında görünce eleştirdiği yemeği, kendi önüne geldiğinde iştahla yemesine ne demeli, ne yazmalı satırlara?
Bir yıl önce “aday dayatmayın, sahada ters teper” diye siyasi akıl veren insanın bugün aday olduğu yarışta kurumsal hesabın yalnız kendisini öne çıkarmasına karşı çıkması beklenmez mi sonuçta?
En azından ben beklerim. Öyle de iyi niyetli öyle de netim hâlâ!
Dahası çıkar, “Bu hesap hepimizin, diğer aday arkadaşlarımın da aynı ölçüde tanıtılmasını istiyorum” der ve geçen yıl savunduğu ilkenin arkasında durup özlediğimiz o siyasetçi profilini sergiler mi diye düşünüyorum acaba…
O zaman da alkışlarız.
Siyasette tutarlılık böyle bir şeydir; prensibiniz sizin işinize yararken de canınızı sıkarken de aynı yerde durabiliyorsa prensiptir. Kişiye göre uzayıp kısalıyorsa onun adı başka bir şey olur, çokça tasviri vardır Antep Dili ve Edebiyatı’nda.
Memlekette en fazla hırpaladığımız kavramlardan ikisi liyakat ve demokrasi derken hepimiz kısılmışız bitmek bilmeyen bir kısır döngü kapanında!
Herkes konuşuyor, herkes sahipleniyor, herkes karşısındakine tavsiye ediyor ama sıra kendi alanında uygulamaya geldi mi bir bakıyoruz cümlenin ayarı kaçmış, anlamı bozulmuş!
“Liyakat” bizim adamın uygun görülmesine, “demokrasi” bizim adayın seçilmesine, “örgüt iradesi” de örgütün bizim düşündüğümüz sonucu üretmesine kadar pek kıymetli, aksi yönde bir ses çıkınca birden odanın havası değişiyor gibi, haksız mıyız herkes kontrol etsin bakalım algısını enine boyuna…
Çok çektik yahu bu dilde başka, eylemde başka yürüyen siyaset tarzından ve de kukla oynatır gibi heves kıranların itici duruşlarından.
Hâlâ da çekiyoruz…simit aşı gibi mide şişiren ama doyurmayan bu anlamsız siyaset tarzından!
İşin daha acayip tarafı, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in bundan çok kısa süre önce Gaziemir’de çizdiği çerçevenin son derece berrak olması…
Özel, parti içindeki seçimlerde üyelerin karar vereceğini söylüyor, Genel Merkez’in adaylardan birinin arkasına geçmeyeceğini açıkça ifade ediyor ve Türkiye’ye demokrasi vaat eden bir yapının bunu önce kendi evinde hayata geçirmesi gerektiğini anlatıyor da anlatıyor! Hatta Gaziemir’de iki aday yan yana dururken her ikisini de partinin kıymetli isimleri olarak tarif ediyor ve tercihi üyeye bırakıyor.
Belli ki Gaziantep’i de bırakıyor yine ve yeniden kaderine.
Esah da pek sevmiy gibi, beyranın acısını mı fazla kaçırdılar acaba son ziyaretinde?
Şimdi aynı partinin Gaziantep fotoğrafına bakalım, takın markalı gözlükleri ve yaslanın şöyle geriye. Genel Başkan “Benim adayım üyelerin seçtiği kişidir” diyecek kadar net konuşurken, Gaziantep’teki kurumsal hesap bir adayın fotoğrafını alıp “Benim adayım” diye dolaşıma sokuyorken izleyelim bildiğimiz fragmanı yine!
Gaziemir başka cumhuriyet, Gaziantep başka cumhuriyet mi diye düşmez mi akla aynı ikilimler ve çok tanıdık aynı şüphe?
Genel Başkan’ın terazisi başka, il örgütünün terazisi başka mı diye usanarak sormaz mı her biri siyaset bilimcisi kadar siyasete bulaşmış kitle?
Yoksa Ankara’dan Gaziantep’e gelene kadar demokratik usul yolda yorulda da mı düştü bu hale?
Velhasıl YENİ Parti’nin kuruluş hikâyesine de bu nedenle ayrı bir dikkatle bakıyorum özetle!
Bu yapı, Türkiye’de siyasetin son derece gerildiği, CHP etrafında mutlak butlan tartışmalarının yaşandığı, insanların pozisyon almakta dahi zorlandığı, kimin ne zaman, nerede durduğunun çok daha anlamlı hale geldiği ağır bir dönemin ardından çıktı. O günlerde bazı insanlar açık tavır aldı, bazıları sesini yükseltti, bazıları bekledi, bazıları rüzgârın nereye eseceğini seyretti…
Biz de onları seyrettik!
Siyasette bunların hepsi mümkündür bir yere kadar, herkes aynı cesareti göstermek zorunda da kalmayabilir bir yere kadar! Fakat yeni bir siyasi yapı kadrolarını kurarken geçmişte kimin ne yaptığına, hangi dönemeçte nerede durduğuna, hangi siyasi riski üstlendiğine bakmayacaksa, “yeni” kelimesini nereye koyacağız?
Mesela Uğur Kalkan’ın bugün YENİ Parti Şahinbey İlçe Başkanlığı görevini yürüttüğünü biliyoruz. Kalkan’ın geçmişinde belediye meclis üyeliği var, denetim ve şeffaflık alanında çalışmaları var, bunların hakkını teslim edelim. Öyleyse hafızama takılan yere geçelim. Mutlak butlan tartışmalarının en hararetli, açık tavır almanın siyasi maliyet taşıdığı günlerinde bugün üstlendiği role denk düşen kuvvette bir çıkışını ben hatırlamıyorum ki hafızam da keskindir, araştırmam da.
Hatta o sessizlik o günlerde benim gibi bazı insanların da dikkatini çekmiş, “Bu kadar kritik bir süreçte siz neredesiniz?” sorusunu sordurmuştu. Sonra siyasi iklim değişiyor, YENİ Parti kuruluyor ve aynı isim yeni yapının yönetici kadrolarında karşımıza çıkıyor.
Elbette insan parti değiştirir, siyasi tercihini gözden geçirir, yeni bir yerde sorumluluk üstlenir. Bunların her biri siyasetin doğal akışı içinde mümkün. Benim ilgilendiğim taraf, yeni bir siyasi hareketin insan kaynağını hangi hafızayla oluşturduğu.
Sadece bugünkü yakınlığa mı bakılıyor, geçmişte alınan tavırlara da bakılıyor mu? Siyasi cesaretin, örgüt emeğinin, zor zamanda gösterilen duruşun bir karşılığı var mı? En sakin limanda gemiye binenle fırtınada güvertede kalan aynı terazide mi tartılıyor?
Bunları sormamız gerekiyor.
Hem de yüksek sesle.
Zira Türkiye yıllardır kişiye göre şekillenen kurumların faturasını ödüyor. Makamı alan masayı sahipleniyor, masayı sahiplenen çevresini oluşturuyor, çevresini oluşturan da bir süre sonra kurumla kendisi arasındaki çizgiyi unutuyor.
Belediyelerde yaşadık, meslek örgütlerinde yaşadık, Odalarda yaşadık, siyasi partilerde yaşadık. Sonra her yeni gelen, kendinden öncekilerin yöntemlerini eleştirerek geliyor ve bir müddet sonra aynı yöntemlerin daha temiz ütülenmiş hâlini önümüze koyuyor. Vallahi insanın “Bari ambalajı değiştirmeseydiniz, ürünün ne olduğunu baştan anlardık” diyesi geliyor.
Özgür Özel’in önündeki asıl sınav da bana göre burada başlıyor. Büyük laflar etmek kolay, hele muhalefetteyken demokrasi, şeffaflık, katılım ve liyakat üzerine güçlü cümleler kurmak daha da kolay. Yönetim kültürü ise lafta ölçülmüyor, en yakınınızdaki insana “Burada senin istediğin olmayacak, kurumun kuralı işleyecek” diyebildiğiniz gün ortaya çıkıyor. Kendi adayınıza avantaj sağlayan yanlışa da rakibinize yapılan yanlış kadar yüksek sesle itiraz edebiliyorsanız, o zaman yeni bir şey inşa ediyorsunuz.
Gaziantep’teki il başkanlığı seçimi bu nedenle yalnız Gaziantep’in küçük bir teşkilat seçimi olarak okunmamalı asla!
Burası YENİ Parti’nin iddia ettiği yönetim kültürünün küçük bir laboratuvarı. Genel Başkan’ın Gaziemir’de çizdiği çerçevenin Gaziantep’te karşılığı olacak mı, geçen yıl “dayatma” diye eleştirilen yöntem bu yıl başka bir isim ve başka bir tabela altında yeniden mi karşımıza çıkacak, kurumsal alanlar gerçekten herkese mi ait olacak, yoksa anahtarı eline alan “burası benim” duygusuna mı kapılacak, bütün bunları göreceğiz.(görüyoruz)
Ben insanların isimlerinden çok sicillerine, sloganlarından çok davranışlarına, bugün söylediklerinden çok dün söyledikleriyle bugün yaptıkları arasındaki mesafeye bakarım. Siyasette hafızayı diri tutmanın başka yolu da pek kalmadı zaten. Dün “dayatma yapmayın” diyenin bugün dayatma görüntüsüne nasıl yaklaştığını, dün zor zamanda sesini ne kadar yükselttiğini, bugün hangi koltuğa ne hızla yerleştiğini, demokrasi anlatanın kendi kurumunda teraziyi ne kadar dengede tuttuğunu soracağız.
Ayıp da etmeyeceğiz.
Siyaset yapıyorsanız halk tarafından sorgulanmaya, eleştirilmeye baştan razısınız.
Öyle sosyal medyadan engel, perde arkasından isimlere veto vs yok!
Hele bir de adınızın başına kocaman “YENİ” yazdıysanız, eskiden ne kadar uzaklaştığınızı daha çok soracağız.
Zira bu memleket eski alışkanlıkların yeni tabelalar altında servis edilmesinden iliğine kadar bıktı.
Şimdi Gaziantep’te sandık kurulacak.
Benim gözüm sandıktan önce terazide.
Aday kimin, seçim kimin göreceğiz hep birlikte!
