ESKİ USUL YENİ PARTİ “Halk Bu Kafadan Ne Çekti”

Ne çektik yahu şu “Ben Bilirim”cilerden...“En iyi de ben yaparım.” diyen ruh emicilerden…İçimiz şişti vallahi, makamı büyüdükçe kulağı küçülenlerden!Yetkiyi ehliyet, yakınlığı liyakat, sessizliği sadakat sanan keyficilerden...Bir koltuğa oturunca Şahmaran gibiaklı da, fikri de, memleketi de kendi üzerine zimmetleyenlerden.Kendisine yapılanı haksızlık sayıp, sıra kendine gelince aynı haksızlığı soslayıp millete maharet diye servis edenlerden.Ne çektik be kardeşim…İktidarıyla [...]

Başta Dövüşek, Sonra Anlaşak…Bir Finans Hikayesi “Gaziantep Modeli”

Yerel basının coşkulu manşetlerini, polyannacılığın daimi müdavimlerinin alkışlarını, kemik kadronun mekanik teşekkürlerini, organizasyonların standart konu mankenli toplu fotoğraflarını ve birbirine övgüler dizmek için her türlü hava koşulunu fırsat bilenlerin konuşmalarını bir kenara bırakalım müsaadenizle...Müsaade elbette muhakame ile işin özüne de bakma cesareti ve aklı gösteren de!Bir sorunu ne kadar çok alkışlarsanız, onu çözme ihtimaliniz de [...]

Mizahın Sınırına, Tepkinin Samimiyetine Dair…

Her toplum güldüğü şey kadar, gülemediği şeyle de kendini ele verir... Mizah yalnızca kahkaha üretmez ki! Zekâyı, özgüveni, eleştiriye tahammülü ve bir toplumun kendisiyle yüzleşme cesaretini de ortaya çıkarır oysaki... Aynı espri... Bir ülkede dakikalarca alkış alır. Başka bir ülkede protesto edilir. Bir başka ülkede ise savcılık dosyasına dönüşebilir... Ve biz "Mizah evrenseldir" diye kelimeleri [...]

Kabileleşen Siyaset

“Cennette hizmet etmektense cehennemde hüküm sürmeyi yeğlerim...” diyen John Milton’ın, Kayıp Cennet’teki Lucifer’i çınlıyor kulaklarımda...İnsanlığın en kadim hastalıklarından birini anlatan o kibir:Hükmetme arzusu.Çünkü bazı insanlar için güç bir sorumluluk değildir.Bir varoluş uyuşturucusudur.Ve insan kendisini “haklı”, “seçilmiş”, “üstün” ya da “dokunulmaz” hissetmeye başladığında önce vicdanını, sonra sınırlarını, en sonunda da insanlığını kaybetmeye başlar.Tarih bunun sayısız örneğiyle [...]

Çıplak Vicdanlar, Kirlenen Kavramlar ve Kayıp Gençlik

Gaziantep’te Manifest konseri üzerinden kopan tartışma, aslında bir konser tartışması değildir. Bu mesele beş genç kadının sahne kıyafetiyle, birkaç STK’nın açıklamasıyla, birkaç muhafazakâr grubun öfkesiyle ya da “yaşam tarzıma karışamazsınız” diyenlerin yüksek perdeden özgürlük savunusuyla açıklanamayacak kadar derin, kirli ve ibretlik bir Türkiye meselesidir...Çünkü biz bu ülkede hiçbir şeyi yerli yerinde tartışamıyoruz!Ahlakı konuşuyoruz sanıyoruz, kadın [...]

BİR KARİYER YÖNETİMİ VAKASI:”Bazı ukteler içinizde kalmalı”

İnsan kendine bunu yapmamalı.Yıllarca inşa edilmiş bir kimlik ve imaj, anlık, yanlış ve yönsüz heveslerle sınanmamalı.Çünkü kariyer yön ve denge yönetimidir.Bazen vazgeçebilme olgunluğu da gerektirir. Bir oyuncuysan, bu kimlik senin ana markan ve hikayendir; yazmak kadar susmak da marifettir.Markayı büyüten işte bu stratejik ifade etme halidir.Yeni bir alana girerken mevcut pozisyon ile iyi muhakame edilmeyen [...]

Kimliksiz Hayatlar…

Yönetim denildiğinde, çoğu zaman bunun yalnızca iş dünyasına ait bir kavram olduğu sanılır.Oysa yönetim, hayatın kendisidir.İster bir şirket yönetin,ister bir ekip,ister bir ev,ister iki kişilik bir aile…Ölçek değişir ama mesele değişmez.Hepsinin temelinde yönetim becerileri vardır.Ve yönetim becerileri, bir kişinin kendi kendini yönetebilme kapasitesiyle birebir ilişkilidir.Bir insan duygularını, tepkilerini, egosunu, korkularını, planlarını ve sınırlarını ne kadar [...]